25 Ocak 2017 Çarşamba

Ya Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olsaydı ?

Adı başkanlık diye gelen sonra cumhurbaşkanlığı olarak değiştirilen ama hiçbirisi olmayan Anayasa değişiklik teklifine 'EVET' diyecek AKP li arkadaşlara gerçekten samimi bir sorum olacak. 

1. CHP nin genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı oluyor. Hem CHP nin başkanı hem devlet başkanı hem Cumhurbaşkanı. 
2. Kılıçdaroğlu 5 tane başkan yardımcısı atayacak. Bunlar; Türkiye ile İran savaşsa İran in tarafında olurum diyen Eren Erdem, Ramazan ayında tatil yaptığı otelde bira içerken görüntülenen Muharrem ince, kasedi ortaya çıkan Deniz Baykal, sürekli islama saldıran haca gitmek Araplara para yedirmektir diyen Önder Sav ve varsayalım ki Kemal Kılıçdaroğlu nun 2 kadına tecavuzden yargılanan oğlu. 
3. Bu 5 yardımcı MGK nin daimi üyesi olacak. Yani devletin güvenlik ve savunmasında dış politikada söz sahibi olacaklar.
4. Kılıçdaroğlu isterse kardeşi annesi babası yeğeni amcasının oğlu komşusu bakkalı çocukluk arkadaşını eski sevgilisini de bakan yapabilecek. İsterse 50 bakanlık kurabilir isterse 50 tane böyle tanıdığını buralara yerleştirebilecek. Meclis'ten de güvenoyu almayacak. Kılıçdaroğlu kendisine en çok yalakalik yapan adamı keyfince bakan yapacak ama kimse buna karışamayacak. 
5. Kılıçdaroğlu Türkiye'deki tüm üniversitelerin rektörlerini tek basına seçecek. Valileri atayacak kaymakamları atayacak. Dindar belediye başkanlarını içişleri bakanı aracılığıyla görevden alacak oraya kendi atadığı ateist Atatürkçü laik bi kayyumu belediye başkanlığı koltuğuna oturtabilecek. 
6. Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilirken milletvekili seçimi de yapılacak. Kılıçdaroğlu %50 üstü oy alarak Cumhurbaşkanı secilirken kendi partisi de hemen hemen bu seviyede oy alacak. Meclisteki 600 vekilin en az 350 kadarı CHP li olacak partinin başkanı olan Kılıçdaroğlu da Cumhurbaşkanı olacak.
7. Kılıçdaroğlu vatana ihanet ederse, 600 vekilden 360 tanesinin imzası 400 tanesinin oyu ile yargılanacak. Ama meclisteki 600 vekilin en az 300 tanesi CHP li olacağı icin kimse onu vatana ihanet ile suçlayamayacak. Suçlasa da zaten sorun yok. 
8. Çünkü onu yargılayacak anayasa mahkemesinin 15 üyesinden 12 sini Kılıçdaroğlu atamış, kalan 3 tanesini de CHP lilerin ağırlıklı olduğu Meclis seçmiş. Ya aslında böyle birşey olursa Kılıçdaroğlu isterse meclisi fesih edebilecek kimse onu vatana ihanetle yargılamayacak. Olağanüstü hal ilan edebilecek. Yalandan bir sorun gösterip hem kendini koruyabilecek hem Meclis'in ayağına çelme takma ihtimalini tümden ortadan kaldırmak icin meclisi tatil edebilecek. Meclis de hiçbir zaman Kılıçdaroğlu na karışamayacak. Hatta Kılıçdaroğlunun tecavüzden suçlanan oğlu Cumhurbaşkanı yardımcılığı yaparken bi kıza tecavuz etse bile Meclis onun hakkında gensoru yapamayacak. Oğlan tecavuz etmeyi ek iş yapsa bile kimse karisamayacak.
9. Hakimler ve savcılar yüksek kurulunun 11 üyesinden 4 tanesini Kılıçdaroğlu, diger 7 sini de CHP nin ağırlıklı olduğu Meclis seçecek.
10. Meclis'te herhangi bir kanun çıkacak ve Kılıçdaroğlu na gidecek ama Kılıçdaroğlu pek sevmediyse kanunu, yayınlamayacak. Resmî gazetede 15 günde içinde yayınlama kuralı artık olmadığı için bir kanunu 3-5 sene dahi bekletebilir. Meclis'in kanunlarını yayınlamayıp kendisi kanun (KHK) çıkartabilecek. 

Düşünsenize Kılıçdaroğlu her yere Atatürk heykelleri yaptırıyor, kuran okumayı yasaklıyor, çocukların adini Muhammet Tayyip vs koymak yasaklanıyor. Ramazan aylarında Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu tüm ülkede 1 ay bira festivali başlatıyor, tecavuzcu oğlu kendisine bir harem kurup 40 tane genç kızla alem yapacak. 

Ya düşünsenize Kılıçdaroğlu nun bu kadar yetkiye sahip olduğunu. Siz olsanız ne derdiniz ?

11 Eylül 2015 Cuma

Benden nefret mi ediyorsun ?
-Hiçbir zaman nefret etmedim. Nefret acı çekerken haklı bir gerekçedir. Herşey iyi olmak zorunda değil gerektiği zaman gülmesini bilmelisin.

Başka birinden nefret etmek doğal değil midir ?
-Ne zaman acıyı tadarsan, nefreti öğrenirsin. Birine zarar verdiğinde suçluluk duygusu sana eziyet çektirir. Bu, son vedam olacak. Ben size kendiniz hakkında ne düşündüğünüzü soruyorum. Birisinin emriyle insanları öldürmek sence kolay olur muydu ? Bu dünyada yalnızlığı tercih edenler vardır ancak bu yalnızlığa dayanabilen yoktur. Bu konuda artık bana inan ya da inanma, karar senin.. İnsanlar kabul ettikleri 'doğru' ve 'gerçek'ler ile yaşar ve bunlar, insanların gerçeklik olarak tanımladığı şeyleri oluşturur. Ancak bilirsin ki 'doğru' ve 'gerçek', belirsiz düşünceler çöplüğüdür.

Acılar, artık korkmamız gereken şeyler değil. Ama geleceğin sadece hayallerden ibaret olduğu zaman, en korkunç acı yavaş yavaş yayılır. Bazı insanlarda ölüm korkusu yok çünkü onların hayali ölümdür, ve bu korku yaratır. Acılar ne kadar güçlü olursa olsun yürümeye devam edeceğim.
-Bizim önemli arkadaşlarımız var ! Korkacak birşey yok çünkü biz yalnız değiliz ! Ve ben dostlarımı koruyacağım.

Neyin önemli olduğunu göremiyorsun çünkü bunu görmeye utanıyorsun. Ama kaçtığın tüm gerçekler orada değil mi ? Sana gözyaşlarımı göstermeyeceğim ! Bu gözyaşları, pişman ölenlerin gözyaşları !
-Daha sonra konuşmak korkutucuysa, konuşacak olan beni olacağım ! Asla pes etmeyeceğim !

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Karanlık taraftaki kötü adam

Ben senin uykuya daldığındaki kabusunum Her bir kalem iziyle beraber ben senin karmanın kapanışıyım Ben senin umutsuzca içinde bulunduğun şeyi reddediyorum Ben senin vicdanının eksikliğiyim kulaklarını esir alıyorum Ben senin bademciklerinin arkasındaki poliplerim Ben senin neredeyse hiç kabullenemediğin zamanınım Hadi biraz su iç, ama ben senin o yutulması zor olan hapınım Ben senin nefret ettiğin o zorba duygularım Ben herşeyim, önemini sonradan anladığını söylediğin şeyim "sana söylemiştim,dimi" Ben sana yarın neler olacağını gösterecek olan gelecek zamanım Çekip gitmenin zamanı geldiğinde ben o tüm suçluluk duygusu yatak konuşmalarıyım Sahip olduğun valiz,biriktirdiğin tüm o dünya malını bir araya getirdiğinde Eğer söylecek birçok şeyin varsa bile Bir etki yaratmadıkça zahmet etme Yani kutuna dinlenmeye çekilmeden önce Sağlam bir etkin olduğuna emin olsan iyi edersin Tamam artık, işte son kez geri döndüm Ekran kararıp herşey sona ermeden önce Efsanedeki son bölümün farkına var;
Bir hiçsin ve çürüyüp gideceksin çünkü
Ben senin kötü tarafınım
Sen sahte iken ben gerçeğim.

9 Haziran 2015 Salı

7 Haziran 2015 seçiminin en büyük kazananı Erdoğan'dır

Malumunuz artık 7 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Medya ve siyasi cepheler bir fikir üretmekte ve hatta hüküm koymakta. Herkes %40 alan AKP'nin yıkıldığını ve yerinde sayan CHP ile yerinde sayan MHP ve barajı aşan HDP'nin kazandığı kanısına varmış bile. Lakin ben herkesin aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kazandığını düşünenlerdenim. Hatta bu seçimden en güçlü Erdoğan çıkmıştır diyorum.

Seçim akşamından itibaren koalisyon durumları konuşulmaya başladı ve özetle belirtmekte fayda var. Seçim öncesi CHP'ye sizinle çay bile içmem diyen MHP, seçim akşamı ise AKP ve HDP'ye kapılarını kapatarak 'güçlü muhalefet' rolü oynamayı tercih etti. CHP ise herkesle ittifaka yakın duruyor. HDP kesinlikle AKP ile koalisyon olmayacağını net şekilde bildirdi. AKP kesiminde ise durum değerlendirilmesi devam ediyor. Koalisyona sıcak bakabiliriz açıklamaları geliyor, Bülent Arınç ise diğer 3 parti koalisyon yapsın diyerek resmen AKP'nin artık çekilmesi gerektiğini vs belirtmekte. Numan Kurtulmuş en uzak ihtimalin erken seçim olduğunu belirtirken ben bu ihtimalin en yakın ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle teamüllere göre Erdoğan hükümeti kurma yetkisini Davutoğlu'na verecek. Bundan sonra ise Davutoğlu yine teamüller gereği tüm parti liderleriyle görüşecek. Bunun için 1 haftalık bir zaman harcanacaktır. Davutoğlu bu dönemde seçim kararı da alabilir kendince, lakin 45 günün sona ermesi gerekmekte. Davutoğlu Bahçeli ve Demirtaş ile muhtemelen anlaşamayacaktır. Ardından CHP ile masaya oturacak ancak CHP ılıman yaklaşsa dahi AKP oyunbozanı oynayacaktır çünkü hükümet kurmayı istemeyeceklerdir. Gerekirse çirkefe yatacak, gerekirse işi yokuşa sürecektir ve CHP AKP iktidarı olmayacaktır.

Daha sonrasında Erdoğan 2. parti olarak CHP liderine hükümet kurma yetkisini verebilir. Bunu yaparsa birçok kesim şok olabilir ama teamüller bunu gösteriyor. Bu durumda CHP en iyi ihtimalle HDP ile anlaşabilecektir 3 lü bir koalisyona ihtimal dahi vermiyorum. CHP-HDP koalisyonu olursa AKP ve MHP karşı çıkacak ve güven oylaması hükümeti düşürecektir. Bunlar ülkenin 20-25 gününü alacaktır.

Ya da Erdoğan kendi kişiliğini ortaya koyarak inatla AKP'nin önderliğinde bir koalisyonu bastırıp oyunbozan tavrı devam ettirebilir. Sonuç olarak 45 gün tamamlanacak ve Cumhurbaşkanı meclisi feshedecektir. Erken seçim için Ekim-Kasım arası döneme hazırlıklı olmak lazım. Gelelim Erdoğan'ın nasıl kazandığına.

Recep Tayyip Erdoğan her zaman diyorum ki çok zeki bir siyasetçi. Kendisini bu nedenle birçok kişi Abdülhamit'e benzetir ama ben inatla 2. Mahmut'a benzetiyorum. İktidarını sağlamlaştırmak için iç ve dış tehditlerle yıllarca savaştı ve şuan yürütmenin iki kanadına hakim-yasamanın %60-70'i ve yasamanın %40 ı onun elinde. Ben zeki olduğuna inandığım bir insanın bu kadar kolay kaybedebileceğini sanmıyorum.

Öncelikle Erdoğan her zaman şunu yapar. Gündemi değiştirmek ya da belirlemek için bir siyasi öğe atar ortaya, halkın partilerin ve basının tepkisini ölçer, gerekirse müdahelelerde bulunur ve bu fikre karşı tüm çevrelerin görüşünü alır. Kısacası kendince bir anket yapar. Bir bakmışsınız ki 1 ay sonra gündemden kilometrelerce uzakta kalmış o tartışmalar. Erdoğan bu seçimde de Başkanlık yemini kullandı. Başkanlık fikrine karşı insanların tepkisini aldı. Ve sarayıyla da bunu insanların gözüne soktu. Bu şekilde Erdoğan %40'lık bir başkanlık desteği aldı. Yani bir gün anayasa düzenlenir ve başkanlık yönetimi referanduma giderse %40 cepte gibi birşey. Asıl önemli noktaya gelecek olursak can alıcı olay şurada.

Erdoğan çok iyi biliyor ki Eski Türkiye yani 2002 öncesi Türkiye çok geride kaldı. Yani tam 13 yıl. Erdoğan kendiyle bir nesli büyüttü diyebiliriz. 3 Kasım 2002'de AKP seçildiğinde ben henüz 9 yaşındaydım ve koalisyon dönemlerini hayal meyal hatırlıyorum. Şuan 26-27 yaşından küçük birçok insan Eski Türkiye tanımıyla anlatılan yılları ekonomik krizleri, koalisyonları IMF krizlerini birçok şeyi bilmemekte. Dış dünyayı gören ve kendini bildi bileli AKP ile yaşayan neslin, daha iyi bir gelecek vaadiyle başka görüşlere ve partilere yönelmesi, AKP karşıtı davranması çok doğal. Lakin AKP'nin en çok oy aldığı memurlar-köylüler-orta yaş grubu eski ile yeni dönem arasındaki birçok farkı gördükleri için daha bilinçli oy verse de kendini zeki ve aydın sanan gençlerimiz bu insanları cehaletle suçlayabilmekte. İşte Erdoğan burada yapacağını yapıyor. Eskiyi bilmeyenlere eskiden bir kesit sunacak ve orta yaşlı insanlara da bir hafıza yoklaması sağlayacak. Bunu nasıl mı yapacak ? Daha seçimden sonra sabah Dolar 2.80'i buldu, bugün pkk denen terör örgütü Diyarbakır'da bir Kürt'ü öldürdü. Ve henüz seçimin ateşi yeni soğuyor. Sırada HDP'nin de taraf olarak katılacağı koalisyon görüşmeleri başlayacak, hükümet kurma tartışmaları olacak, meclisin işlevsizliği kendisini gösterecek ve bir huzursuzluk olacak. Önümüzdeki 1 ay içinde kesinlikle enflasyonun artmasını, benzine oldukça fazla zam yapılmasını,sadece doların artışıyla değil TL'nin de değer kaybıyla bir çöküşe geçeceğimizi düşünüyorum. Bu sebeple yüksek faizler, TL nin değer kaybı bazı problemleri birlikte getirecektir. Hatta 1 ayda olmaz diyeceksiniz belki ama çıkıp meclis başkanı (AKP'den seçilecektir muhtemelen) ya da bir başka yetkili 'devletimiz iyi ancak memur maaşlarında aksama olabilir' gibi manipülasyon içeren bir laf kullanacak. Aslında sorun yoktur ancak amaç memurların da tepkisini oraya çekmektir. Sadece bunlar değil. Bazı milletvekilleri pkk tarafından kaçırılabilir. Ben hatta Antalya-Bursa-Diyarbakır gibi veyahut daha mütevazi bazı şehirlerde pkk eylemleri olacağını düşünüyorum. Hatta Suriyeliler de burada aktif rol alabilir ve fakirlikten dem vurabilir eylemler yapabilir. pkk'nın bazı eylemleri dolayısıyla çözüm sürecinin zor bir döneme girmesi anlamına gelecektir. IŞİD devreye girebilir ve Rojava bölgesinde çıkacak herhangi bir olayda Güneydoğu'daki Kürtler HDP'nin ağzıyla yine sokağa dökülebilir. Ve bunlar da Türkiye partisi asla olamamış ve olamayacak, ütopyalarda yaşayanlarca inanılmak istenen HDP, aptallık yapıp pkk eylemlerinde aktif harekette bulunursa birincil hedef olarak halka dayatılacaktır ve 'işte bunlar gördüğünüz gibi hala kör müsünüz be arkadaş hala demokrasi ayaklarına mı geliyorsunuz' imajı verilecektir emin olun. Bu şekilde olacaklar bellidir. Hükümet kurma çabalarında sürekli olarak Erdoğan ve AKP topu diğer partilere atacaktır, ya da CHP-HDP koalisyonu gibi olasılıklarda haklı tepkilerle güvensizlik oylaması yapılacaktır. Erdoğan bu yönden istediğine ulaşacaktır. 2002 öncesi dönemin karanlık bir fragmanını bugünün gençleri ve orta yaşlıları bir görecek, ya da bir hatırlama yaşayacaktır.

Sonuç olarak Erdoğan 'bakın AKP'siz kalınca bunları yaşıyor memleket, hükümeti de hep muhalifler yüzünden kuramıyoruz' diyecektir. Erken seçim kaçınılmaz olunca basın ve AKP'nin kendi politikaları yoluyla kötü çocuk olarak tanıtılan muhalif partiler kaybeden olacaktır. Yani Davutoğlu inatla koalisyonu kovalayacak ama diğerleri hep yan çizmekle suçlanacaktır. Bunu da AKP'nin uçuk istekleri aracılığıyla sağlayacaklar ki karşı partiler koalisyonu kabul etmesin. Tabi ekonomik sorunlar ile genç seçmeni uyandırma çabaları küçük bir amaçtır. Asıl amaç ise kesinlikle CHP'den HDP'ye kayan oyları geri döndürmektir. Hatta bir kısmını AKP'ye aktarmaktır. Doğu'da çıkacak olaylar ile pkk aktif hale gelirse eğer, HDP'nin halkın gözünde oluşturduğu yalancı demokratik anlayış kaybolacaktır. Kürt halkı ise çözüm sürecinin HDP değil AKP eliyle yapıldığı algısını benimseyecektir. Amaç, seçimden önce balon gibi şişirilen HDP'nin 'biz meclise girmezsek kaos olur' lafının aksine 'siz meclise girince kaos oldu' olarak değiştirilerek meclis dışına atılmasıdır. Bununla birlikte HDP meclis dışında kalacak, CHP 2. konumunu koruyacak ve AKP gerek %45 gerekse %50 ile tek başına iktidar olacaktır. Hatta 3 dönem şartına takılan AKP'nin kalburüstü tayfası da yeniden aday olacaktır ki bu da etkin bir harekettir. Bana sorarsanız o günler geldiğinde oluşacak tepkiler ve olaylara göre AKP'nin seçimdeki oyu %55'e bile ulaşabilir. Bakın bunu yazıyorum.

Seçimin kazananı AKP olunca gerisi gelecektir. Özellikle seçim sonrası dönemde '7 Haziran'dan önce demiştik bu sistem ve koalisyon istikrarsızlıktır diye, başkanlık sistemi bu yüzden daha iyi' lafları dönecektir. Uzun dönemde anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için oylamada insanlar bu gerçekleri kabul edecek ve 7 Haziran'da %40 destek alan başkanlık onayı daha da artış gösterecektir. Belki biraz abartı gibi gelecek ama emin olun, bu kaos dönemi kısa değil de birazcık daha uzun sürerse, bugün babalarımız nasıl AKP'ye eskileri bilerek oy veriyorsa, bugünün gençleri de ileride AKP'ye sempati duyarsa eğer, bu kaos dönemi sayesinde olacaktır. Abartı sayabilirsiniz belki diyorum, çünkü ben inanıyorum ki Erdoğan bu mini araç ile günümüz gençliğine AKP'nin bir mecburiyet olduğu algısını aşılayacak ve AKP'nin dolayısıyla başkan olursa kendisinin, daha da güçlü yeni seçimlere girmesini sağlayacaktır.

İşbu yazıyı ben kendi görüşlerim olarak biraz da önizlemelerim olarak 9 Haziran 2015'te yazıyorum. Bakalım ne olacak ne göreceğiz.

4 Haziran 2015 Perşembe

Selo'nun iki yüzlülüğüne mini bir bakış

Arkadaşlar bu fikirler baştan sona bana aittir kimseyi bağlamaz. Direk konuyu açacak olursak;

HDP hemen hemen her konuda olduğu gibi milleti çok iyi kandırmaya devam ediyor. Özellikle de kendisine okumuş aydın cehaleti üzerinden atmış imajı veren üniversite öğrencisi ve de mezunlarını. Hani sorsan bu arkadaşlara tüm AKP'liler koyundur tüm AKP'liler makarnacıdır cahildir. Ama kendileri aydındır cahillerle aynı yerde bulunmak istemez. İşte bu arkadaşları da Demirtaş çok iyi kandırıyor helal olsun.

Öncelikle Demirtaş ve partisinin iki yüzlülüğünü açmak lazım. Ben Kürt hareketine kesinlikle karşı değilim. Sadece ona buna şeffaf siyaset yap diyen HDP kalkmış iki yüzlü siyaset yapıyor ya tepkimiz bunadır. Öncelikle bilinmeli ki parti kapatmaya ve siyasi yasaklara kesinlikle karşıyım. Bu bağlamda 1990 lardaki zulümlerden utanıyorum. Beyaz Toros'lara bindirilip götürülen Kürt vekilleri de başı örtülü olduğu için linç edilmek istenen Merve Kavakçı'yı da savunuyorum ben. Velev ki bunları bir yana bırakırsak HDP bu kefeye konamaz.

DTP BDP ve HDP adıyla hareket eden bu siyasi partiler dağda PKK Suriye'de PYD Irak'ta YPG, Kuzey Irak'ta Peşmerge, İran'da PEJAK, sokakta YDG-H, devlet içinde KCK, İmralı'da Öcalan'ın adıdır. Bunun kanıtını ben şimdi burda sunmak istersem sayfalar yetmez. Ama yine de bir örnek verelim. Suriye iç savaşına iç sorun diyen, gelen Suriyeliler konusunda olumsuz rey kullanan bu parti, IŞİD Kobane'yi yakıp yıkınca bir anda Suriye iç savaşına katılmak için can atar oldu. Dün MİT tırlarını sorgulayan HDP bugün kalkmış yasal olmayan şekilde sınırı aç oraya girelim diyor. Ki zaten Türkiye oradaki yaralı PKK'lıları bile kendi hastanesinde tedavi edecek kadar mal bir ülkeyken hala sınırları aç gidelim diyen HDP insanları sokağa döktü. Sonuç olarak 51 kişi öldü ve birçoğu teröristken masum insanlar da öldü. Bugün Erzurum'da HDP minibüsü yakılırken o arabanın şöförünün canlı canlı yakılmak istendiğini belirten Demirtaş pişkin pişkin bir de diyor ki, yakmayı en iyi AKP bilir. Kardeş birşey sorucam afedersin de hadi sıraya dizip şehit ettiğiniz askerleri köylüleri öğretmenleri es geçelim hepsini o kandırdığınız cahil gençler gibi unutalım. Ama bana Serap Eser'i kim canlı canlı yaktı onu söylesene ? 

Bugün HDP kalkıp silahların gölgesinde siyaset yapılmaz derken hala daha silahla tehditle oy toplamaya çalışmakta. Hoş 2014 CB seçiminde ve sonrasında gençleri ve solcu tayfayı öyle güzel kandırmaya başladı ki tehdite de gerek kalmaz oldu. Zaten 2011 Genel Seçimlerinde YSK oy kullanma esnasında telefon ve fotoğraflı cihazlar yasaktı. Sebebi ise BDP'nin insanları tehditle oy kullanmaya göndermesiydi. Buna da seçim öncesi en çok BDP tepki göstermişti. Açın okuyun cahil arkadaşlar. 

HDP ve geçmiş oluşumları yıllardır Kürt hareketinin savunucusuyum ayağına PKK'yı meclise taşısa da son 1.5 2 senede harekete farklı yön vermişler. Artık seçim dönemlerinde Kürtlüğü üstlerinden atıyorlar. Kürt milliyetçisi Demirtaş bugün Dersim'de enternasyonal olduğunu açık açık söyledi. Demokratik olduğunu belirtiyor arkadaş. Peki sorar mısınız 2011'de Kürt hareketinin hatta Kürt terörünün ve bu ülkenin büyük belası konumundaki sorunun başı olan terörist Öcalan'ın heykelini kim dikmek istiyordu ? Demirtaş'a sormak istediğim bir soru daha var. Sayın Demirtaş beyannamenizde 8 kez Kürt sözü geçerken 30 üzerinde eşcinsel kelimesi geçmekte. Siz değil miydiniz Kürt hareketinin öncüsü olan. Son 1 senede ne değişti. Yani siz iktidar ya da mecliste yer almak aşkına 40 yıllık fikirlerinizi sattınız mı ? Siz ideolojilerinizi mi değiştirdiğiniz yoksa strateji mi değiştirdiniz. Eğer strateji değiştirdiyseniz ideolojinden sapmış olmanızı nasıl açıklayacaksınız ? Düne kadar yerel özerk bölgeler diyen bağımsız Kürdistan diye bağıran HDP'ye bir soru daha. Sizin için yerel özerk bölge anlayışı sadece vali ve kaymakamların atanma dışında yerel seçimle gelmesi midir ? Bu yerelleşme çabası yanlış değildir ancak hani nerede özerk bölgeler sayın Demirtaş ? Katolonya'da olay böyle mi ? Türk muhtar devletlerinde olay böyle mi ? Eyalet sistemi değil bakın şehirlerin valilerinden bahsediyorsunuz. Yerel özerklik ve bağımsızlık yolunda siz bunu yeterli mi buluyorsunuz ? Peki ya ana dilde eğitime ne diyeceksiniz. Yıllardır ana dilde eğitim dediniz dediniz, her mahalleye kreş kurmak mıydı yani bu olay. Yani her mahalleye kreş kurulacak isteyen çocuk istediği dili öğrenecek ekstradan. Allah aşkına bu nasıl ana dilde eğitim kafasıdır. Siz Kürt halkını bir anda böyle silebiliyor musunuz ?

Diyorsunuz ki seni başkan yaptırmayacağız. Yazının en altına başkanlık sistemine dair nesnel ve öznel fikirlerimi yazdığım yazının linkini koyacağım referansım odur. O yazıyı referans alarak şunu demek istiyorum. Sayın Demirtaş sizin ve babalarınızın, peygamberiniz Öcalan'ın ve onun dağdaki kankalarının yıllardır amacı özerk ve bağımsız bir Kürt devleti değil miydi ? Bu Kürt devleti öyle gökten mi inecek pardon da. Bunun için öncelikle anayasayı değiştirmelisiniz, o yasak olan anayasanın ilk 3 maddesi var ya işte o maddeleri değiştirmelisiniz. Özellikle de 2. maddeyi değiştirerek üniter yapıyı bozmalısınız. Üniter yapıyı bozarak federal yapıya geçmelisiniz. Federal yapıyı ve valilerin halk tarafından seçildiği bir yapıyı istiyorsunuz. (federalizmi bu seçimde ağzına almıyor Demirtaş oy kaybetmemek için). Peki Sayın Demirtaş sizin federal yapı özerk bir Kürt devleti gibi geçmişten beri istediğiniz çalışmalar için bugün başkanlık sistemi bir seçenek değil midir ? Pardon haklısınız buna da verilecek bir cevabınız var. Çünkü siz bu fikirleri unuttunuz son 2 yılda. Kürt halkını ve 1990 lardan beri Kürt partilerinin kurduğu tüm fikirleri meclise girmek için yok saydınız demi. Kürt halkının temsilcisi olmadığınızı böylelikle kendiniz kabul ediyorsunuz. Hoş, başkanlık sistemini diğer partiler gibi padişahlık diye tanıtmanız da ayrı bir iki yüzlülüktür.

Orada burada diyorsunuz ki AKP diktatörlüğünü yıkmak için HDP tek seçenektir. Sayın Demirtaş'ın beyninin sosyalist kısmına bir sorum var. Seçim ve demokrasi ile oraya gelen diktatör halkın diktatörlüğü değil midir ? Sen halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı ve hükümeti diktatör olarak tanıtırsan o yerden yere vurduğun AKP ile farkın mı kalır ? Kelimelerle oynama iki yüzlü olma Demirtaş, cahil halkı korkutarak kendine mahkum bırakmaya çalışma !

Orada burada musluktan kan akan çeşme afişlerini, Batman'daki barajı aşamazsak dağa çıkarız yazısını falan unutup geçiyorum cahil seçmeniniz gibi. Balık olarak tüm herşeyi unuttuğumu farzediyorum. Dün kalkıp şunu dedin be Demirtaş. Seçimi geçemezsek dağa çıkarız dedin. Senin seçmenine artık diyecek bir lafım yok. Saz çalmana gülmene adına Selo lafına falan tav olan o aptal seçmenine lafım yok da sen utanmadan nasıl hala dağı mesken tutabileceğini söyleyebiliyorsun. Sen nasıl bir insansın. Hani Türkiye partisiydin sen ? Bu nasıl bir harekettir. Sen utanmadan başkan apoyu idol sayıyorum diyebiliyorsun. Sana din iman siyaseti yapmayacağım da son bir sorum var. Laik ve sosyal bir devlette diyanet işleri başkanlığını kaldırıp ne yapmayı düşünüyorsunuz ? Düzeni değiştirmek tamam da halkının büyük bir kısmı müslüman olan bir laik devlette en azından çoğunlukçu bir laiklik yerine bu tavrınızı neye borçluyuz ? 

Sadece şimdi aklıma gelenler bile bunlar. Demirtaş'ın bazı amaçlar uğruna fikirlerinden vazgeçmesini, bir anda barış güvercini olmasını, abisi kankaları akrabaları dağdayken barış için ölüme gitmeye hazır tavrını anlatan çok yazı var da bu yazı o okyanusta bir damladır ancak. Allah kimseyi sizin elinize düşürmesin. Cahil üniversiteli seçmenleriniz de bunu anlar da neyse. He bu arada eklemeden edemicem. Enternasyonalizm İslami açıklamaya son derece zıttır, hani o demokrasi güvencini hallerin var ya Selo, komünist seçmenine ve sosyalist kafana çok zıttır. Aç biraz Soğuk Savaş yıllarını oku. Sana kültürlü diyen seçmenin de bi okusun da senin o sosyalist zihniyetinle demokrasinin pek de bağdaşmadığını, bunu da son 30 senedir dağlarda kanıtladığını görsünler. Neyse boşver, Allah sizden uzak tutsun bizi. Seçmeninizden de iğreniyorum. 

Ekleme: Başkanlık sistemine dair

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Başkanlık sistemine dair

Bu yazıyı artık hiçbir sözlük ortamında ve forum sitesinde olmadığım için buraya yazıyorum ve tamamen benim fikirlerimi içeriyor fazlasını değil.

Giriş gelişme sonuca gerek yok. Malumunuz bir başkanlık sistemi karmaşası var ortalıkta. Kabul edenler neden kabul ettiğini bilmezken kabul etmeyenlerin de neden kabul etmediği ortada. Anti-AKP Anti-RTE düşüncesi ve bu düşünceler perspektifinde körüklenmiş yarı doğru çoğu yalan şeylere kanan kişiler. Ben az çok kendi analizimi yaptığım için fikirlerim de bu yönde oluştu. O sebeple önce başkanlık sistemini sonra mevcut sistemi irdeleyip tercihte bulunmaya çalıştım.

Arkadaşlar öncelikle başkanlık sistemi ülkeden ülkeye değişen bir sistemdir. Nasıl ki Almanya'daki parlementer sistem ile İngiltere'deki parlementer sistem bir değilse, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki başkanlık sistemi de kendine has özellikler taşımakta. Bu nedenle ki cumhurbaşkanı çıkıp Türk tipi başkanlıktan bahsederken bazı farkların olacağını iddia ediyor. Ben ABD'deki başkanlık sistemini baz aldım tabi ki. Zira başta Güney Amerika'da tıkandıkça darbelere yol açan başkanlık sistemi ile, 1787'den beri bir kere bile darbeye maruz kalmamış ABD sistemi bir olamaz. Konuya gelirsek;

Başkanlık sistemi özünde demokrasinin sağlamlaştırıldığı bir sistemdir. Öncelikle seçimlere 2 aday girebilmekte. Bu 2 adaydan birisi Başkan seçilir. Kaybeden kişi ise komple kaybetmiş sayılır yani bir muhalefet oluşturamaz. Seçim ya hep ya hiç temellidir. Daha sonrasında başkan yürütmenin yegane sahibidir. Herşey onun ağzından çıkacak şeye bakar bir nevi lakin laf ona gelene kadar da bazı adımlar vardır. Malum ABD'de 50 adet eyalet var ve ABD'de 2 adet meclis var. Birisi Temsilciler Meclisi diğeri ise Senato. Senato ve Temsilciler Meclisi'nin ara seçimleri olmakta. 2 yılda bir meclisin 1/3 lük kısmı değişmektedir. Bu da ABD'de ara seçimlerin 2 yılda bir yapıldığını gösterir. Senato üyeleri her eyaletten eşit şekilde gönderilen 2 üyeden oluşur. 50 eyalet, 100 vekil çıkarır Senato'ya. Fakat temsilciler meclisi ise farklıdır. 550 kadar vekil vardır ve TBMM üyeleri gibi seçilir. Başkanlık seçimleri 4 yılda bir yapılmaktadır. Yürütme ve yasamanın önemli bir ayrıldığı nokta vardır. Yasama yani Temsilciler Meclisi ve Senato (Kongre) Başkan'ı azledemez. Keza aynı şekilde Başkan da Kongre'yi feshedemez. Yargı organı da bu şekilde diğerleri üzerinde çok sınırlı yetkiye sahiptir. Öncelikle Başkan mecliste yer alamaz. Tek başına bir yürütme üyesidir. Lakin bakanları Kongre'de eleştirileri ve tartışmaları yönlendirebilir. Başkan herhangi bir şekilde Kongre'ye bir kanun sunamaz herhangi bir istekte bulunamaz sadece tavsiye niteliğinde Kongre açılışındaki konuşmayı yapar ve 'Mektup' gönderir o kadar.

Kongre Başkan'ı düşüremez. Başkan da Kongre'ye dokunamaz. Bu nedenle birbirleriyle uyum içerisinde ilerlemeleri gerekir. Şunu söylemek gerekir ki Başkanlık sistemi cumhuriyetçi ve demokratik bir sistemdir. Başkan gerektiğinde Kongre'yi sert bir dille eleştirebilir ama yaptırım uygulayamaz. Keza Kongre de ABD'de oldukça güçlüdür. Özellikle Reagan ve Clinton dönemindeki Kongre, resmen Speaker (kongre başkanı) aracılığıyla hükümetlik yapar olmuş, başkanı ablukaya almış ve hatta dış politikada pasifize etmiştir. Bu nedenle Kongre'nin güçlü olması demokratik anlamda çok önemlidir. Bunun yanı sıra Başkan Genelkurmay Başkanı'nı atar. Silahlı kuvvetler denetimi altındadır. Diplomatları kendisi atar. Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın birçok pasif yetkisi yarı-aktif halde ABD'de Başkan için de geçerlidir. Başkan sanılanın aksine bir kral değildir. Zira bir kanunu geçirmesi için öncelikle 2 meclis de salt çoğunlukları ve kabul yeter çoğunluklarıyla bu kanunu kabul etmelidir. Ancak ve ancak 2 meclisin onay verdiği bir kanun Başkan'ın önüne gelir. Başkan da kanun tasarısı sunamadığı gibi, önüne gelen kanunlar hakkında karar verir. Yani demem o ki meclis kanunları ayarlar son karar Başkan'dadır. Bir nevi, önüne gelene kadar herşey yapılır o bi tek imzasını atar ve imza atmak dışında çok da bir aktif yetkisi yoktur. Özellikle bütçe görüşmeleri ve ödemeler konusunda geçtiğimiz yıllardaki Kongre-Başkan savaşı çok ses getirmiştir. Bu nedenle gerek Kongre gerek Başkan birbirlerini sıkıştırarak daha az taviz vererek sorunları çözmeye çalışmıştır. Bu sebepledir ki Başkan ve kanun koyucu orta yolu demokratik şekilde bulur. Koskoca Kongre 1 kişilik yürütme erki ile mi anlaşacak diyenler elbette var ama o yürütme erkindeki Başkan da halk tarafından seçilmiştir bunu da unutmamak gerek. Başkan'ın meşruluğu ve demokratikliği de bu bağlamda monarşiden ayrılır. Daha önce söylediklerimi hesaba katarsak Başkan, bir kral değil, önüne konulanları kabul ya da geciktirici veto gibi seçeneklerle reddedebilen biridir. Bu sebeple birçok siyaset bilimci ve anayasa hukukçusu (Burhan Kuzu ve Özbudun gibi) Amerikan Başkanı'nı bir 'köle'ye benzetmektedir. Bu da Başkan'lığa karşı çıkanların milyonlarca insanı kandırırken kullandığı 'Seni kral yaptırmayacağız' gibi lafların çarpıtıldığını gösterir. He bu arada eklemek gerekir ki Başkan 4 yıllığına seçilir ve en fazla 2 kez görevde kalır. Yani babadan oğula geçmez. Başkan görevini bıraktığında yürütme erki kendisinde olduğu için tek sorumlu gösterilebilir. Halk çıkıp Başkan'ı sorumlu tutabilir bazı konularda. Ama parlementer ve yarı-başkanlık sistemlerinde bir hükümet ve karşı imza konusu olduğu için, Cumhurbaşkanı'nın yürütmeden kaynaklı siyasi sorumsuzluğu da var olduğu sürece halk bir sorumlu tutamaz. Sorumlu ancak ve ancak hükümet olabilir. Cumhurbaşkanı ise aradan sıyrılabilmektedir. Son olarak Başkan'ın feshedilememesi, bazı konularda Kongre'nin büyük çoğunluğu ile yargılanmasını geçersek onun görev süresinin sonuna kadar başta kalacağını gösterir. Başkan görevinden alınsa veya ölse bile görevi yardımcısı yürütür. Yani bir istikrar abidesi denebilir. Bunun zararları da olabilir, ki Güney Amerika ülkelerindeki darbeler de bu sebeple olmaktaydı.

Türkiye'deki sistemi ele alacak olursak size sadece Cumhurbaşkanı'nın durumundan bahsetmem herhalde yeterli olacaktır. 1982 Anayasası Cumhurbaşkanı'na aşırı fazla yetki vermektedir. Özellikle meclisi feshetme yetkisi, Danıştay Sayıştay ve AYM gibi yargı organlarını ataması, YÖK üyelerini ve Rektör atamalarını yönlendirmesi bu konuda dikkat çekmekte. Cumhurbaşkanı pasif olması gerekirken oldukça aktif pozisyondadır ve ister istemez siyasetin içinde yer almaktadır. Cumhurbaşkanı'na verilen yetkiler, parlementer sistemden oldukça uzaklaştığımızı göstermektedir. 2007 referandumu sonrası gelen düzenleme ve anayasa değişikliği ile anayasanın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı artık halk tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi de artık onun bir demokratik merci olduğunu gösterir. Daha önceden cumhurun başı, meclis üyeleri içinden ya da meclis üyelerinin gösterdiği kişilerce dışarıdan adaylarla seçiliyordu. Kısacası Cumhurbaşkanı'nı halk seçmiyor 2 aşamalı bir demokrasi ile meclis seçiyordu. Yani halkın seçtiği vekiller 2. aşamayı gerçekleştiriyordu. Lakin ABD Başkanı'nda olduğu gibi halkın Cumhurbaşkanı'nı seçmesi, siyaset hakkını da yasal olmasa da pratik anlamda doğurmaktaydı. Çünkü oraya geçen kişi halkın istekleriyle gelmişti ve kendinde bu yetkiyi görmesi çok normal. Erdoğan'a getirilen eleştirilerin bence tek doğru olan yanı, partiler üstü bir yapı olması gerekirken siyasette çok fazla aktif olması ve bir parti başkanı gibi konuşmalar yapıp muhalefet ile polemiğe girmesidir.

Bu durumda Türkiye cumhuriyeti yarı-başkanlık denen ya da kimi yazarlarca yarı-parlementer olarak kabul gören bir sistemi kabullenmiştir. Bu sistem de aktif şekilde Fransa'da kullanılmaktadır. Lakin Fransa'da Cumhurbaşkanı hükümetin başıdır. Yani cumhurbaşkanı partiler üstü bir merci değil bizzat parti lideridir. Bu sebepledir ki dış politikada insanlar Fransa Başbakanı değil Fransa Cumhurbaşkanı'nı tanır. Bugün birçok kişi Fransa Başbakanı'nı tanımazken Cumhurbaşkanlarını tanımakta. (bkz: Chirac, Sarkozy, Hollande) keza Türkiye de artık bir yarı başkanlık yolunda iyice aşama kaydeden bir ülke olduğu için Cumhurbaşkanı'nın fazlasıyla adını duymamız olağan birşey. Lakin şunu belirtmekte fayda var. Fransa'daki yönetim sistemi pek de demokratik değildir. Hükümet bir gecede monarşiyi kurabilecek kararlar alabilir ve buna karşı çıkanların sayısı salt çoğunluğa gelmezse kabul görebilir. Cumhurbaşkanı hükümeti ve 2 meclisi feshedebilir. Meclisler ise Cumhurbaşkanı'na karşı bu konuda dezavantajlıdır. Fransa Cumhurbaşkanı'nın bu denli yetkileri sebebiyle bu sisteme ve bu ülkedeki yönetime 'yarı krallık' yakıştırması yapılması çok da yanlış değildir. Ülkemiz tam olarak bu konumda olmasa da 1982 Anayasası ve 2007 düzenlemeleri Cumhurbaşkanı'nı oldukça üstün yetkilerle donatmış ve yarı-başkanlığı Fransa modeline yakın bir şekle bürümüştür.

Hal böyleyken elimizdeki yönetim de bu konumdayken ince düşünmekte fayda var. Bilinmelidir ki Başkan bir kral değildir. Ülkeden ülkeye değişse de ABD modelinde bir istikrar hakimdir. Kongre'ye oldukça pay düşmesi, Başkan'ın sadece son sözü söyleme yetkileri göz önünde bulundurulursa oldukça demokratik bir yönetimdir. Eksileri ve artıları her yönetimin de vardır. Lakin ülkemizi de işin içine katarsak mevcut yarı-başkanlık sisteminin Başkanlık sisteminden az kalır yanı yoktur. Hiçbir kalıba sığmayan farklı bir modele sahip olduğumuz içindir ki, bir orta yol bulmakta fayda vardır. Ya bir parlementer sisteme dönülmeli ya da Başkanlık sistemi alternatifler arasında görülmelidir. Bunlar da yeni anayasa ile düzenlenecektir. Yeni anayasa sadece 1982 Anayasası'nı devirmekle kalmamalı, sistemdeki karmaşayı da yok etmelidir. Yeni anayasa saf bir parlementer sistemi ya da Başkanlık sistemini aktif kılarsa, mevcut haldeki ortaya karışık yapılan sistem daha düzgün hal alacaktır. Hatırlarsınız ki Erdoğan 3-4 gün önce Türkiye'nin rejiminin değiştiğini ifade etmişti. Bu konuda haklıdır çünkü parlementer sistem yarı parlementer sisteme geçmiştir (10 Ağustos 2014 ten beri) ve anayasanın 104. maddesi başta olmak üzere birçok kısmı, yarı-başkanlık sistemine uymamaktadır. Bu nedenle yeni bir anayasa şarttır. Bu anayasa ile tercih ya başkanlıktan ya da parlementer yönetimden yana olmalıdır ve eğer parlementer sisteme dönüş kararı alınırsa 1982'de yapılan hatalar göz önünde bulundurularak Cumhurbaşkanına verilen aşırı yetkiler düzenlenmelidir.

Benim fikrim bunlar ışığında elbette ki şekillendi. 2007 düzenlemesi, 1990 ların sonlarındaki partilerin ve liderlerinin yarı-başkanlığa geçme fikirleri göz önünde bulundurulursa, 2014'de 12. Cumhurbaşkanı'nın da halk tarafından seçilmesi ve demokratik bir adım olarak görülmesi de işin içine katılırsa, saf bir parlementer sisteme dönüş oldukça zor olacaktır. Ki başımızdaki reis-i cumhur da aktif siyasi nüfuzu ile bu yetkilerini kaybetmek istemeyecektir. Görünen o ki şuanki düzende Başkanlık sistemi pek de kötü bir alternatif değildir. Bu konuda siyasi parti liderlerinin çıkıp başkanlığı krallığa benzetmesi de göz boyamaktan başka birşey değildir. Ben belki Erdoğan'ın başkanlığına olumlu yaklaştığımı söyleyemem ama ülkenin genel yönetim biçimi açısından bu karmaşık sistemden saf ve kendini bilen bir yönetime geçilmesi olumlu olacaktır.

Seçimlerden sonra hükümet kurulur kurulmaz yapılması planlanan yeni anayasayı bu sebeple merakla bekliyorum. Yeni anayasanın getireceği yeni yönetim modelini iyice anladıktan sonra da referanduma ona göre gideceğim. Başkanlık sistemine de bu bağlamda hayır diyemeyeceğimi de belirtmemde sakınca görmüyorum. Bu bir siyasi parti yarışı değil demokrasi olgusuna dair fikirdir. En başta dediğim gibi Başkanlık sistemine evet diyenlerle hayır diyenlerin aslında hiçbirşey bilmeden parti liderlerinin yönlendirmesiyle 'koyun' misali hareket ettiğini de hatırlarsak, ben bir parti sözcüsü ya da yandaşı olarak değil karşılaştırmalı şekilde bu sonuca vardım.

Fikirlerim tamamen bana aittir bu nedenle de eleştirilere açığım.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi...

daha doğduğunda ali sami yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…

bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi, ali sami yen dedi…

sami yen dedi… yen dedi…

yen dedi yendin…yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…

önce ümitsizliğimizi yendin…

“galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…

yendin işte…

takarken altı kez krallık tacını, gururu taç yaptın başlarımıza,

ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…yendin…

tıpkı, “sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,

renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…yendin bir kere daha…

çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.

kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,

yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. . yendin…

milan’ı, manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…

barselona’yı, real madrid’i devirdin,yendin…yendin…

açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını avrupa’ya…

sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.

ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…

duyuldu adın cezayir’den çin’e, kenya’dan arjantin’e,

kimsesizliğimizi yendin bir anda…yen dedi yendin…

yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer , yendin…

çünkü… sen… ali sami yen’din…

şimdi, gidiyoruz işte…çığlıklarımızı, hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,

kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,

adını yazmak için yepyeni zaferlere…