11 Eylül 2015 Cuma

Benden nefret mi ediyorsun ?
-Hiçbir zaman nefret etmedim. Nefret acı çekerken haklı bir gerekçedir. Herşey iyi olmak zorunda değil gerektiği zaman gülmesini bilmelisin.

Başka birinden nefret etmek doğal değil midir ?
-Ne zaman acıyı tadarsan, nefreti öğrenirsin. Birine zarar verdiğinde suçluluk duygusu sana eziyet çektirir. Bu, son vedam olacak. Ben size kendiniz hakkında ne düşündüğünüzü soruyorum. Birisinin emriyle insanları öldürmek sence kolay olur muydu ? Bu dünyada yalnızlığı tercih edenler vardır ancak bu yalnızlığa dayanabilen yoktur. Bu konuda artık bana inan ya da inanma, karar senin.. İnsanlar kabul ettikleri 'doğru' ve 'gerçek'ler ile yaşar ve bunlar, insanların gerçeklik olarak tanımladığı şeyleri oluşturur. Ancak bilirsin ki 'doğru' ve 'gerçek', belirsiz düşünceler çöplüğüdür.

Acılar, artık korkmamız gereken şeyler değil. Ama geleceğin sadece hayallerden ibaret olduğu zaman, en korkunç acı yavaş yavaş yayılır. Bazı insanlarda ölüm korkusu yok çünkü onların hayali ölümdür, ve bu korku yaratır. Acılar ne kadar güçlü olursa olsun yürümeye devam edeceğim.
-Bizim önemli arkadaşlarımız var ! Korkacak birşey yok çünkü biz yalnız değiliz ! Ve ben dostlarımı koruyacağım.

Neyin önemli olduğunu göremiyorsun çünkü bunu görmeye utanıyorsun. Ama kaçtığın tüm gerçekler orada değil mi ? Sana gözyaşlarımı göstermeyeceğim ! Bu gözyaşları, pişman ölenlerin gözyaşları !
-Daha sonra konuşmak korkutucuysa, konuşacak olan beni olacağım ! Asla pes etmeyeceğim !

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Karanlık taraftaki kötü adam

Ben senin uykuya daldığındaki kabusunum Her bir kalem iziyle beraber ben senin karmanın kapanışıyım Ben senin umutsuzca içinde bulunduğun şeyi reddediyorum Ben senin vicdanının eksikliğiyim kulaklarını esir alıyorum Ben senin bademciklerinin arkasındaki poliplerim Ben senin neredeyse hiç kabullenemediğin zamanınım Hadi biraz su iç, ama ben senin o yutulması zor olan hapınım Ben senin nefret ettiğin o zorba duygularım Ben herşeyim, önemini sonradan anladığını söylediğin şeyim "sana söylemiştim,dimi" Ben sana yarın neler olacağını gösterecek olan gelecek zamanım Çekip gitmenin zamanı geldiğinde ben o tüm suçluluk duygusu yatak konuşmalarıyım Sahip olduğun valiz,biriktirdiğin tüm o dünya malını bir araya getirdiğinde Eğer söylecek birçok şeyin varsa bile Bir etki yaratmadıkça zahmet etme Yani kutuna dinlenmeye çekilmeden önce Sağlam bir etkin olduğuna emin olsan iyi edersin Tamam artık, işte son kez geri döndüm Ekran kararıp herşey sona ermeden önce Efsanedeki son bölümün farkına var;
Bir hiçsin ve çürüyüp gideceksin çünkü
Ben senin kötü tarafınım
Sen sahte iken ben gerçeğim.

9 Haziran 2015 Salı

7 Haziran 2015 seçiminin en büyük kazananı Erdoğan'dır

Malumunuz artık 7 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Medya ve siyasi cepheler bir fikir üretmekte ve hatta hüküm koymakta. Herkes %40 alan AKP'nin yıkıldığını ve yerinde sayan CHP ile yerinde sayan MHP ve barajı aşan HDP'nin kazandığı kanısına varmış bile. Lakin ben herkesin aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kazandığını düşünenlerdenim. Hatta bu seçimden en güçlü Erdoğan çıkmıştır diyorum.

Seçim akşamından itibaren koalisyon durumları konuşulmaya başladı ve özetle belirtmekte fayda var. Seçim öncesi CHP'ye sizinle çay bile içmem diyen MHP, seçim akşamı ise AKP ve HDP'ye kapılarını kapatarak 'güçlü muhalefet' rolü oynamayı tercih etti. CHP ise herkesle ittifaka yakın duruyor. HDP kesinlikle AKP ile koalisyon olmayacağını net şekilde bildirdi. AKP kesiminde ise durum değerlendirilmesi devam ediyor. Koalisyona sıcak bakabiliriz açıklamaları geliyor, Bülent Arınç ise diğer 3 parti koalisyon yapsın diyerek resmen AKP'nin artık çekilmesi gerektiğini vs belirtmekte. Numan Kurtulmuş en uzak ihtimalin erken seçim olduğunu belirtirken ben bu ihtimalin en yakın ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle teamüllere göre Erdoğan hükümeti kurma yetkisini Davutoğlu'na verecek. Bundan sonra ise Davutoğlu yine teamüller gereği tüm parti liderleriyle görüşecek. Bunun için 1 haftalık bir zaman harcanacaktır. Davutoğlu bu dönemde seçim kararı da alabilir kendince, lakin 45 günün sona ermesi gerekmekte. Davutoğlu Bahçeli ve Demirtaş ile muhtemelen anlaşamayacaktır. Ardından CHP ile masaya oturacak ancak CHP ılıman yaklaşsa dahi AKP oyunbozanı oynayacaktır çünkü hükümet kurmayı istemeyeceklerdir. Gerekirse çirkefe yatacak, gerekirse işi yokuşa sürecektir ve CHP AKP iktidarı olmayacaktır.

Daha sonrasında Erdoğan 2. parti olarak CHP liderine hükümet kurma yetkisini verebilir. Bunu yaparsa birçok kesim şok olabilir ama teamüller bunu gösteriyor. Bu durumda CHP en iyi ihtimalle HDP ile anlaşabilecektir 3 lü bir koalisyona ihtimal dahi vermiyorum. CHP-HDP koalisyonu olursa AKP ve MHP karşı çıkacak ve güven oylaması hükümeti düşürecektir. Bunlar ülkenin 20-25 gününü alacaktır.

Ya da Erdoğan kendi kişiliğini ortaya koyarak inatla AKP'nin önderliğinde bir koalisyonu bastırıp oyunbozan tavrı devam ettirebilir. Sonuç olarak 45 gün tamamlanacak ve Cumhurbaşkanı meclisi feshedecektir. Erken seçim için Ekim-Kasım arası döneme hazırlıklı olmak lazım. Gelelim Erdoğan'ın nasıl kazandığına.

Recep Tayyip Erdoğan her zaman diyorum ki çok zeki bir siyasetçi. Kendisini bu nedenle birçok kişi Abdülhamit'e benzetir ama ben inatla 2. Mahmut'a benzetiyorum. İktidarını sağlamlaştırmak için iç ve dış tehditlerle yıllarca savaştı ve şuan yürütmenin iki kanadına hakim-yasamanın %60-70'i ve yasamanın %40 ı onun elinde. Ben zeki olduğuna inandığım bir insanın bu kadar kolay kaybedebileceğini sanmıyorum.

Öncelikle Erdoğan her zaman şunu yapar. Gündemi değiştirmek ya da belirlemek için bir siyasi öğe atar ortaya, halkın partilerin ve basının tepkisini ölçer, gerekirse müdahelelerde bulunur ve bu fikre karşı tüm çevrelerin görüşünü alır. Kısacası kendince bir anket yapar. Bir bakmışsınız ki 1 ay sonra gündemden kilometrelerce uzakta kalmış o tartışmalar. Erdoğan bu seçimde de Başkanlık yemini kullandı. Başkanlık fikrine karşı insanların tepkisini aldı. Ve sarayıyla da bunu insanların gözüne soktu. Bu şekilde Erdoğan %40'lık bir başkanlık desteği aldı. Yani bir gün anayasa düzenlenir ve başkanlık yönetimi referanduma giderse %40 cepte gibi birşey. Asıl önemli noktaya gelecek olursak can alıcı olay şurada.

Erdoğan çok iyi biliyor ki Eski Türkiye yani 2002 öncesi Türkiye çok geride kaldı. Yani tam 13 yıl. Erdoğan kendiyle bir nesli büyüttü diyebiliriz. 3 Kasım 2002'de AKP seçildiğinde ben henüz 9 yaşındaydım ve koalisyon dönemlerini hayal meyal hatırlıyorum. Şuan 26-27 yaşından küçük birçok insan Eski Türkiye tanımıyla anlatılan yılları ekonomik krizleri, koalisyonları IMF krizlerini birçok şeyi bilmemekte. Dış dünyayı gören ve kendini bildi bileli AKP ile yaşayan neslin, daha iyi bir gelecek vaadiyle başka görüşlere ve partilere yönelmesi, AKP karşıtı davranması çok doğal. Lakin AKP'nin en çok oy aldığı memurlar-köylüler-orta yaş grubu eski ile yeni dönem arasındaki birçok farkı gördükleri için daha bilinçli oy verse de kendini zeki ve aydın sanan gençlerimiz bu insanları cehaletle suçlayabilmekte. İşte Erdoğan burada yapacağını yapıyor. Eskiyi bilmeyenlere eskiden bir kesit sunacak ve orta yaşlı insanlara da bir hafıza yoklaması sağlayacak. Bunu nasıl mı yapacak ? Daha seçimden sonra sabah Dolar 2.80'i buldu, bugün pkk denen terör örgütü Diyarbakır'da bir Kürt'ü öldürdü. Ve henüz seçimin ateşi yeni soğuyor. Sırada HDP'nin de taraf olarak katılacağı koalisyon görüşmeleri başlayacak, hükümet kurma tartışmaları olacak, meclisin işlevsizliği kendisini gösterecek ve bir huzursuzluk olacak. Önümüzdeki 1 ay içinde kesinlikle enflasyonun artmasını, benzine oldukça fazla zam yapılmasını,sadece doların artışıyla değil TL'nin de değer kaybıyla bir çöküşe geçeceğimizi düşünüyorum. Bu sebeple yüksek faizler, TL nin değer kaybı bazı problemleri birlikte getirecektir. Hatta 1 ayda olmaz diyeceksiniz belki ama çıkıp meclis başkanı (AKP'den seçilecektir muhtemelen) ya da bir başka yetkili 'devletimiz iyi ancak memur maaşlarında aksama olabilir' gibi manipülasyon içeren bir laf kullanacak. Aslında sorun yoktur ancak amaç memurların da tepkisini oraya çekmektir. Sadece bunlar değil. Bazı milletvekilleri pkk tarafından kaçırılabilir. Ben hatta Antalya-Bursa-Diyarbakır gibi veyahut daha mütevazi bazı şehirlerde pkk eylemleri olacağını düşünüyorum. Hatta Suriyeliler de burada aktif rol alabilir ve fakirlikten dem vurabilir eylemler yapabilir. pkk'nın bazı eylemleri dolayısıyla çözüm sürecinin zor bir döneme girmesi anlamına gelecektir. IŞİD devreye girebilir ve Rojava bölgesinde çıkacak herhangi bir olayda Güneydoğu'daki Kürtler HDP'nin ağzıyla yine sokağa dökülebilir. Ve bunlar da Türkiye partisi asla olamamış ve olamayacak, ütopyalarda yaşayanlarca inanılmak istenen HDP, aptallık yapıp pkk eylemlerinde aktif harekette bulunursa birincil hedef olarak halka dayatılacaktır ve 'işte bunlar gördüğünüz gibi hala kör müsünüz be arkadaş hala demokrasi ayaklarına mı geliyorsunuz' imajı verilecektir emin olun. Bu şekilde olacaklar bellidir. Hükümet kurma çabalarında sürekli olarak Erdoğan ve AKP topu diğer partilere atacaktır, ya da CHP-HDP koalisyonu gibi olasılıklarda haklı tepkilerle güvensizlik oylaması yapılacaktır. Erdoğan bu yönden istediğine ulaşacaktır. 2002 öncesi dönemin karanlık bir fragmanını bugünün gençleri ve orta yaşlıları bir görecek, ya da bir hatırlama yaşayacaktır.

Sonuç olarak Erdoğan 'bakın AKP'siz kalınca bunları yaşıyor memleket, hükümeti de hep muhalifler yüzünden kuramıyoruz' diyecektir. Erken seçim kaçınılmaz olunca basın ve AKP'nin kendi politikaları yoluyla kötü çocuk olarak tanıtılan muhalif partiler kaybeden olacaktır. Yani Davutoğlu inatla koalisyonu kovalayacak ama diğerleri hep yan çizmekle suçlanacaktır. Bunu da AKP'nin uçuk istekleri aracılığıyla sağlayacaklar ki karşı partiler koalisyonu kabul etmesin. Tabi ekonomik sorunlar ile genç seçmeni uyandırma çabaları küçük bir amaçtır. Asıl amaç ise kesinlikle CHP'den HDP'ye kayan oyları geri döndürmektir. Hatta bir kısmını AKP'ye aktarmaktır. Doğu'da çıkacak olaylar ile pkk aktif hale gelirse eğer, HDP'nin halkın gözünde oluşturduğu yalancı demokratik anlayış kaybolacaktır. Kürt halkı ise çözüm sürecinin HDP değil AKP eliyle yapıldığı algısını benimseyecektir. Amaç, seçimden önce balon gibi şişirilen HDP'nin 'biz meclise girmezsek kaos olur' lafının aksine 'siz meclise girince kaos oldu' olarak değiştirilerek meclis dışına atılmasıdır. Bununla birlikte HDP meclis dışında kalacak, CHP 2. konumunu koruyacak ve AKP gerek %45 gerekse %50 ile tek başına iktidar olacaktır. Hatta 3 dönem şartına takılan AKP'nin kalburüstü tayfası da yeniden aday olacaktır ki bu da etkin bir harekettir. Bana sorarsanız o günler geldiğinde oluşacak tepkiler ve olaylara göre AKP'nin seçimdeki oyu %55'e bile ulaşabilir. Bakın bunu yazıyorum.

Seçimin kazananı AKP olunca gerisi gelecektir. Özellikle seçim sonrası dönemde '7 Haziran'dan önce demiştik bu sistem ve koalisyon istikrarsızlıktır diye, başkanlık sistemi bu yüzden daha iyi' lafları dönecektir. Uzun dönemde anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için oylamada insanlar bu gerçekleri kabul edecek ve 7 Haziran'da %40 destek alan başkanlık onayı daha da artış gösterecektir. Belki biraz abartı gibi gelecek ama emin olun, bu kaos dönemi kısa değil de birazcık daha uzun sürerse, bugün babalarımız nasıl AKP'ye eskileri bilerek oy veriyorsa, bugünün gençleri de ileride AKP'ye sempati duyarsa eğer, bu kaos dönemi sayesinde olacaktır. Abartı sayabilirsiniz belki diyorum, çünkü ben inanıyorum ki Erdoğan bu mini araç ile günümüz gençliğine AKP'nin bir mecburiyet olduğu algısını aşılayacak ve AKP'nin dolayısıyla başkan olursa kendisinin, daha da güçlü yeni seçimlere girmesini sağlayacaktır.

İşbu yazıyı ben kendi görüşlerim olarak biraz da önizlemelerim olarak 9 Haziran 2015'te yazıyorum. Bakalım ne olacak ne göreceğiz.

4 Haziran 2015 Perşembe

Selo'nun iki yüzlülüğüne mini bir bakış

Arkadaşlar bu fikirler baştan sona bana aittir kimseyi bağlamaz. Direk konuyu açacak olursak;

HDP hemen hemen her konuda olduğu gibi milleti çok iyi kandırmaya devam ediyor. Özellikle de kendisine okumuş aydın cehaleti üzerinden atmış imajı veren üniversite öğrencisi ve de mezunlarını. Hani sorsan bu arkadaşlara tüm AKP'liler koyundur tüm AKP'liler makarnacıdır cahildir. Ama kendileri aydındır cahillerle aynı yerde bulunmak istemez. İşte bu arkadaşları da Demirtaş çok iyi kandırıyor helal olsun.

Öncelikle Demirtaş ve partisinin iki yüzlülüğünü açmak lazım. Ben Kürt hareketine kesinlikle karşı değilim. Sadece ona buna şeffaf siyaset yap diyen HDP kalkmış iki yüzlü siyaset yapıyor ya tepkimiz bunadır. Öncelikle bilinmeli ki parti kapatmaya ve siyasi yasaklara kesinlikle karşıyım. Bu bağlamda 1990 lardaki zulümlerden utanıyorum. Beyaz Toros'lara bindirilip götürülen Kürt vekilleri de başı örtülü olduğu için linç edilmek istenen Merve Kavakçı'yı da savunuyorum ben. Velev ki bunları bir yana bırakırsak HDP bu kefeye konamaz.

DTP BDP ve HDP adıyla hareket eden bu siyasi partiler dağda PKK Suriye'de PYD Irak'ta YPG, Kuzey Irak'ta Peşmerge, İran'da PEJAK, sokakta YDG-H, devlet içinde KCK, İmralı'da Öcalan'ın adıdır. Bunun kanıtını ben şimdi burda sunmak istersem sayfalar yetmez. Ama yine de bir örnek verelim. Suriye iç savaşına iç sorun diyen, gelen Suriyeliler konusunda olumsuz rey kullanan bu parti, IŞİD Kobane'yi yakıp yıkınca bir anda Suriye iç savaşına katılmak için can atar oldu. Dün MİT tırlarını sorgulayan HDP bugün kalkmış yasal olmayan şekilde sınırı aç oraya girelim diyor. Ki zaten Türkiye oradaki yaralı PKK'lıları bile kendi hastanesinde tedavi edecek kadar mal bir ülkeyken hala sınırları aç gidelim diyen HDP insanları sokağa döktü. Sonuç olarak 51 kişi öldü ve birçoğu teröristken masum insanlar da öldü. Bugün Erzurum'da HDP minibüsü yakılırken o arabanın şöförünün canlı canlı yakılmak istendiğini belirten Demirtaş pişkin pişkin bir de diyor ki, yakmayı en iyi AKP bilir. Kardeş birşey sorucam afedersin de hadi sıraya dizip şehit ettiğiniz askerleri köylüleri öğretmenleri es geçelim hepsini o kandırdığınız cahil gençler gibi unutalım. Ama bana Serap Eser'i kim canlı canlı yaktı onu söylesene ? 

Bugün HDP kalkıp silahların gölgesinde siyaset yapılmaz derken hala daha silahla tehditle oy toplamaya çalışmakta. Hoş 2014 CB seçiminde ve sonrasında gençleri ve solcu tayfayı öyle güzel kandırmaya başladı ki tehdite de gerek kalmaz oldu. Zaten 2011 Genel Seçimlerinde YSK oy kullanma esnasında telefon ve fotoğraflı cihazlar yasaktı. Sebebi ise BDP'nin insanları tehditle oy kullanmaya göndermesiydi. Buna da seçim öncesi en çok BDP tepki göstermişti. Açın okuyun cahil arkadaşlar. 

HDP ve geçmiş oluşumları yıllardır Kürt hareketinin savunucusuyum ayağına PKK'yı meclise taşısa da son 1.5 2 senede harekete farklı yön vermişler. Artık seçim dönemlerinde Kürtlüğü üstlerinden atıyorlar. Kürt milliyetçisi Demirtaş bugün Dersim'de enternasyonal olduğunu açık açık söyledi. Demokratik olduğunu belirtiyor arkadaş. Peki sorar mısınız 2011'de Kürt hareketinin hatta Kürt terörünün ve bu ülkenin büyük belası konumundaki sorunun başı olan terörist Öcalan'ın heykelini kim dikmek istiyordu ? Demirtaş'a sormak istediğim bir soru daha var. Sayın Demirtaş beyannamenizde 8 kez Kürt sözü geçerken 30 üzerinde eşcinsel kelimesi geçmekte. Siz değil miydiniz Kürt hareketinin öncüsü olan. Son 1 senede ne değişti. Yani siz iktidar ya da mecliste yer almak aşkına 40 yıllık fikirlerinizi sattınız mı ? Siz ideolojilerinizi mi değiştirdiğiniz yoksa strateji mi değiştirdiniz. Eğer strateji değiştirdiyseniz ideolojinden sapmış olmanızı nasıl açıklayacaksınız ? Düne kadar yerel özerk bölgeler diyen bağımsız Kürdistan diye bağıran HDP'ye bir soru daha. Sizin için yerel özerk bölge anlayışı sadece vali ve kaymakamların atanma dışında yerel seçimle gelmesi midir ? Bu yerelleşme çabası yanlış değildir ancak hani nerede özerk bölgeler sayın Demirtaş ? Katolonya'da olay böyle mi ? Türk muhtar devletlerinde olay böyle mi ? Eyalet sistemi değil bakın şehirlerin valilerinden bahsediyorsunuz. Yerel özerklik ve bağımsızlık yolunda siz bunu yeterli mi buluyorsunuz ? Peki ya ana dilde eğitime ne diyeceksiniz. Yıllardır ana dilde eğitim dediniz dediniz, her mahalleye kreş kurmak mıydı yani bu olay. Yani her mahalleye kreş kurulacak isteyen çocuk istediği dili öğrenecek ekstradan. Allah aşkına bu nasıl ana dilde eğitim kafasıdır. Siz Kürt halkını bir anda böyle silebiliyor musunuz ?

Diyorsunuz ki seni başkan yaptırmayacağız. Yazının en altına başkanlık sistemine dair nesnel ve öznel fikirlerimi yazdığım yazının linkini koyacağım referansım odur. O yazıyı referans alarak şunu demek istiyorum. Sayın Demirtaş sizin ve babalarınızın, peygamberiniz Öcalan'ın ve onun dağdaki kankalarının yıllardır amacı özerk ve bağımsız bir Kürt devleti değil miydi ? Bu Kürt devleti öyle gökten mi inecek pardon da. Bunun için öncelikle anayasayı değiştirmelisiniz, o yasak olan anayasanın ilk 3 maddesi var ya işte o maddeleri değiştirmelisiniz. Özellikle de 2. maddeyi değiştirerek üniter yapıyı bozmalısınız. Üniter yapıyı bozarak federal yapıya geçmelisiniz. Federal yapıyı ve valilerin halk tarafından seçildiği bir yapıyı istiyorsunuz. (federalizmi bu seçimde ağzına almıyor Demirtaş oy kaybetmemek için). Peki Sayın Demirtaş sizin federal yapı özerk bir Kürt devleti gibi geçmişten beri istediğiniz çalışmalar için bugün başkanlık sistemi bir seçenek değil midir ? Pardon haklısınız buna da verilecek bir cevabınız var. Çünkü siz bu fikirleri unuttunuz son 2 yılda. Kürt halkını ve 1990 lardan beri Kürt partilerinin kurduğu tüm fikirleri meclise girmek için yok saydınız demi. Kürt halkının temsilcisi olmadığınızı böylelikle kendiniz kabul ediyorsunuz. Hoş, başkanlık sistemini diğer partiler gibi padişahlık diye tanıtmanız da ayrı bir iki yüzlülüktür.

Orada burada diyorsunuz ki AKP diktatörlüğünü yıkmak için HDP tek seçenektir. Sayın Demirtaş'ın beyninin sosyalist kısmına bir sorum var. Seçim ve demokrasi ile oraya gelen diktatör halkın diktatörlüğü değil midir ? Sen halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı ve hükümeti diktatör olarak tanıtırsan o yerden yere vurduğun AKP ile farkın mı kalır ? Kelimelerle oynama iki yüzlü olma Demirtaş, cahil halkı korkutarak kendine mahkum bırakmaya çalışma !

Orada burada musluktan kan akan çeşme afişlerini, Batman'daki barajı aşamazsak dağa çıkarız yazısını falan unutup geçiyorum cahil seçmeniniz gibi. Balık olarak tüm herşeyi unuttuğumu farzediyorum. Dün kalkıp şunu dedin be Demirtaş. Seçimi geçemezsek dağa çıkarız dedin. Senin seçmenine artık diyecek bir lafım yok. Saz çalmana gülmene adına Selo lafına falan tav olan o aptal seçmenine lafım yok da sen utanmadan nasıl hala dağı mesken tutabileceğini söyleyebiliyorsun. Sen nasıl bir insansın. Hani Türkiye partisiydin sen ? Bu nasıl bir harekettir. Sen utanmadan başkan apoyu idol sayıyorum diyebiliyorsun. Sana din iman siyaseti yapmayacağım da son bir sorum var. Laik ve sosyal bir devlette diyanet işleri başkanlığını kaldırıp ne yapmayı düşünüyorsunuz ? Düzeni değiştirmek tamam da halkının büyük bir kısmı müslüman olan bir laik devlette en azından çoğunlukçu bir laiklik yerine bu tavrınızı neye borçluyuz ? 

Sadece şimdi aklıma gelenler bile bunlar. Demirtaş'ın bazı amaçlar uğruna fikirlerinden vazgeçmesini, bir anda barış güvercini olmasını, abisi kankaları akrabaları dağdayken barış için ölüme gitmeye hazır tavrını anlatan çok yazı var da bu yazı o okyanusta bir damladır ancak. Allah kimseyi sizin elinize düşürmesin. Cahil üniversiteli seçmenleriniz de bunu anlar da neyse. He bu arada eklemeden edemicem. Enternasyonalizm İslami açıklamaya son derece zıttır, hani o demokrasi güvencini hallerin var ya Selo, komünist seçmenine ve sosyalist kafana çok zıttır. Aç biraz Soğuk Savaş yıllarını oku. Sana kültürlü diyen seçmenin de bi okusun da senin o sosyalist zihniyetinle demokrasinin pek de bağdaşmadığını, bunu da son 30 senedir dağlarda kanıtladığını görsünler. Neyse boşver, Allah sizden uzak tutsun bizi. Seçmeninizden de iğreniyorum. 

Ekleme: Başkanlık sistemine dair

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Başkanlık sistemine dair

Bu yazıyı artık hiçbir sözlük ortamında ve forum sitesinde olmadığım için buraya yazıyorum ve tamamen benim fikirlerimi içeriyor fazlasını değil.

Giriş gelişme sonuca gerek yok. Malumunuz bir başkanlık sistemi karmaşası var ortalıkta. Kabul edenler neden kabul ettiğini bilmezken kabul etmeyenlerin de neden kabul etmediği ortada. Anti-AKP Anti-RTE düşüncesi ve bu düşünceler perspektifinde körüklenmiş yarı doğru çoğu yalan şeylere kanan kişiler. Ben az çok kendi analizimi yaptığım için fikirlerim de bu yönde oluştu. O sebeple önce başkanlık sistemini sonra mevcut sistemi irdeleyip tercihte bulunmaya çalıştım.

Arkadaşlar öncelikle başkanlık sistemi ülkeden ülkeye değişen bir sistemdir. Nasıl ki Almanya'daki parlementer sistem ile İngiltere'deki parlementer sistem bir değilse, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki başkanlık sistemi de kendine has özellikler taşımakta. Bu nedenle ki cumhurbaşkanı çıkıp Türk tipi başkanlıktan bahsederken bazı farkların olacağını iddia ediyor. Ben ABD'deki başkanlık sistemini baz aldım tabi ki. Zira başta Güney Amerika'da tıkandıkça darbelere yol açan başkanlık sistemi ile, 1787'den beri bir kere bile darbeye maruz kalmamış ABD sistemi bir olamaz. Konuya gelirsek;

Başkanlık sistemi özünde demokrasinin sağlamlaştırıldığı bir sistemdir. Öncelikle seçimlere 2 aday girebilmekte. Bu 2 adaydan birisi Başkan seçilir. Kaybeden kişi ise komple kaybetmiş sayılır yani bir muhalefet oluşturamaz. Seçim ya hep ya hiç temellidir. Daha sonrasında başkan yürütmenin yegane sahibidir. Herşey onun ağzından çıkacak şeye bakar bir nevi lakin laf ona gelene kadar da bazı adımlar vardır. Malum ABD'de 50 adet eyalet var ve ABD'de 2 adet meclis var. Birisi Temsilciler Meclisi diğeri ise Senato. Senato ve Temsilciler Meclisi'nin ara seçimleri olmakta. 2 yılda bir meclisin 1/3 lük kısmı değişmektedir. Bu da ABD'de ara seçimlerin 2 yılda bir yapıldığını gösterir. Senato üyeleri her eyaletten eşit şekilde gönderilen 2 üyeden oluşur. 50 eyalet, 100 vekil çıkarır Senato'ya. Fakat temsilciler meclisi ise farklıdır. 550 kadar vekil vardır ve TBMM üyeleri gibi seçilir. Başkanlık seçimleri 4 yılda bir yapılmaktadır. Yürütme ve yasamanın önemli bir ayrıldığı nokta vardır. Yasama yani Temsilciler Meclisi ve Senato (Kongre) Başkan'ı azledemez. Keza aynı şekilde Başkan da Kongre'yi feshedemez. Yargı organı da bu şekilde diğerleri üzerinde çok sınırlı yetkiye sahiptir. Öncelikle Başkan mecliste yer alamaz. Tek başına bir yürütme üyesidir. Lakin bakanları Kongre'de eleştirileri ve tartışmaları yönlendirebilir. Başkan herhangi bir şekilde Kongre'ye bir kanun sunamaz herhangi bir istekte bulunamaz sadece tavsiye niteliğinde Kongre açılışındaki konuşmayı yapar ve 'Mektup' gönderir o kadar.

Kongre Başkan'ı düşüremez. Başkan da Kongre'ye dokunamaz. Bu nedenle birbirleriyle uyum içerisinde ilerlemeleri gerekir. Şunu söylemek gerekir ki Başkanlık sistemi cumhuriyetçi ve demokratik bir sistemdir. Başkan gerektiğinde Kongre'yi sert bir dille eleştirebilir ama yaptırım uygulayamaz. Keza Kongre de ABD'de oldukça güçlüdür. Özellikle Reagan ve Clinton dönemindeki Kongre, resmen Speaker (kongre başkanı) aracılığıyla hükümetlik yapar olmuş, başkanı ablukaya almış ve hatta dış politikada pasifize etmiştir. Bu nedenle Kongre'nin güçlü olması demokratik anlamda çok önemlidir. Bunun yanı sıra Başkan Genelkurmay Başkanı'nı atar. Silahlı kuvvetler denetimi altındadır. Diplomatları kendisi atar. Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın birçok pasif yetkisi yarı-aktif halde ABD'de Başkan için de geçerlidir. Başkan sanılanın aksine bir kral değildir. Zira bir kanunu geçirmesi için öncelikle 2 meclis de salt çoğunlukları ve kabul yeter çoğunluklarıyla bu kanunu kabul etmelidir. Ancak ve ancak 2 meclisin onay verdiği bir kanun Başkan'ın önüne gelir. Başkan da kanun tasarısı sunamadığı gibi, önüne gelen kanunlar hakkında karar verir. Yani demem o ki meclis kanunları ayarlar son karar Başkan'dadır. Bir nevi, önüne gelene kadar herşey yapılır o bi tek imzasını atar ve imza atmak dışında çok da bir aktif yetkisi yoktur. Özellikle bütçe görüşmeleri ve ödemeler konusunda geçtiğimiz yıllardaki Kongre-Başkan savaşı çok ses getirmiştir. Bu nedenle gerek Kongre gerek Başkan birbirlerini sıkıştırarak daha az taviz vererek sorunları çözmeye çalışmıştır. Bu sebepledir ki Başkan ve kanun koyucu orta yolu demokratik şekilde bulur. Koskoca Kongre 1 kişilik yürütme erki ile mi anlaşacak diyenler elbette var ama o yürütme erkindeki Başkan da halk tarafından seçilmiştir bunu da unutmamak gerek. Başkan'ın meşruluğu ve demokratikliği de bu bağlamda monarşiden ayrılır. Daha önce söylediklerimi hesaba katarsak Başkan, bir kral değil, önüne konulanları kabul ya da geciktirici veto gibi seçeneklerle reddedebilen biridir. Bu sebeple birçok siyaset bilimci ve anayasa hukukçusu (Burhan Kuzu ve Özbudun gibi) Amerikan Başkanı'nı bir 'köle'ye benzetmektedir. Bu da Başkan'lığa karşı çıkanların milyonlarca insanı kandırırken kullandığı 'Seni kral yaptırmayacağız' gibi lafların çarpıtıldığını gösterir. He bu arada eklemek gerekir ki Başkan 4 yıllığına seçilir ve en fazla 2 kez görevde kalır. Yani babadan oğula geçmez. Başkan görevini bıraktığında yürütme erki kendisinde olduğu için tek sorumlu gösterilebilir. Halk çıkıp Başkan'ı sorumlu tutabilir bazı konularda. Ama parlementer ve yarı-başkanlık sistemlerinde bir hükümet ve karşı imza konusu olduğu için, Cumhurbaşkanı'nın yürütmeden kaynaklı siyasi sorumsuzluğu da var olduğu sürece halk bir sorumlu tutamaz. Sorumlu ancak ve ancak hükümet olabilir. Cumhurbaşkanı ise aradan sıyrılabilmektedir. Son olarak Başkan'ın feshedilememesi, bazı konularda Kongre'nin büyük çoğunluğu ile yargılanmasını geçersek onun görev süresinin sonuna kadar başta kalacağını gösterir. Başkan görevinden alınsa veya ölse bile görevi yardımcısı yürütür. Yani bir istikrar abidesi denebilir. Bunun zararları da olabilir, ki Güney Amerika ülkelerindeki darbeler de bu sebeple olmaktaydı.

Türkiye'deki sistemi ele alacak olursak size sadece Cumhurbaşkanı'nın durumundan bahsetmem herhalde yeterli olacaktır. 1982 Anayasası Cumhurbaşkanı'na aşırı fazla yetki vermektedir. Özellikle meclisi feshetme yetkisi, Danıştay Sayıştay ve AYM gibi yargı organlarını ataması, YÖK üyelerini ve Rektör atamalarını yönlendirmesi bu konuda dikkat çekmekte. Cumhurbaşkanı pasif olması gerekirken oldukça aktif pozisyondadır ve ister istemez siyasetin içinde yer almaktadır. Cumhurbaşkanı'na verilen yetkiler, parlementer sistemden oldukça uzaklaştığımızı göstermektedir. 2007 referandumu sonrası gelen düzenleme ve anayasa değişikliği ile anayasanın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı artık halk tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi de artık onun bir demokratik merci olduğunu gösterir. Daha önceden cumhurun başı, meclis üyeleri içinden ya da meclis üyelerinin gösterdiği kişilerce dışarıdan adaylarla seçiliyordu. Kısacası Cumhurbaşkanı'nı halk seçmiyor 2 aşamalı bir demokrasi ile meclis seçiyordu. Yani halkın seçtiği vekiller 2. aşamayı gerçekleştiriyordu. Lakin ABD Başkanı'nda olduğu gibi halkın Cumhurbaşkanı'nı seçmesi, siyaset hakkını da yasal olmasa da pratik anlamda doğurmaktaydı. Çünkü oraya geçen kişi halkın istekleriyle gelmişti ve kendinde bu yetkiyi görmesi çok normal. Erdoğan'a getirilen eleştirilerin bence tek doğru olan yanı, partiler üstü bir yapı olması gerekirken siyasette çok fazla aktif olması ve bir parti başkanı gibi konuşmalar yapıp muhalefet ile polemiğe girmesidir.

Bu durumda Türkiye cumhuriyeti yarı-başkanlık denen ya da kimi yazarlarca yarı-parlementer olarak kabul gören bir sistemi kabullenmiştir. Bu sistem de aktif şekilde Fransa'da kullanılmaktadır. Lakin Fransa'da Cumhurbaşkanı hükümetin başıdır. Yani cumhurbaşkanı partiler üstü bir merci değil bizzat parti lideridir. Bu sebepledir ki dış politikada insanlar Fransa Başbakanı değil Fransa Cumhurbaşkanı'nı tanır. Bugün birçok kişi Fransa Başbakanı'nı tanımazken Cumhurbaşkanlarını tanımakta. (bkz: Chirac, Sarkozy, Hollande) keza Türkiye de artık bir yarı başkanlık yolunda iyice aşama kaydeden bir ülke olduğu için Cumhurbaşkanı'nın fazlasıyla adını duymamız olağan birşey. Lakin şunu belirtmekte fayda var. Fransa'daki yönetim sistemi pek de demokratik değildir. Hükümet bir gecede monarşiyi kurabilecek kararlar alabilir ve buna karşı çıkanların sayısı salt çoğunluğa gelmezse kabul görebilir. Cumhurbaşkanı hükümeti ve 2 meclisi feshedebilir. Meclisler ise Cumhurbaşkanı'na karşı bu konuda dezavantajlıdır. Fransa Cumhurbaşkanı'nın bu denli yetkileri sebebiyle bu sisteme ve bu ülkedeki yönetime 'yarı krallık' yakıştırması yapılması çok da yanlış değildir. Ülkemiz tam olarak bu konumda olmasa da 1982 Anayasası ve 2007 düzenlemeleri Cumhurbaşkanı'nı oldukça üstün yetkilerle donatmış ve yarı-başkanlığı Fransa modeline yakın bir şekle bürümüştür.

Hal böyleyken elimizdeki yönetim de bu konumdayken ince düşünmekte fayda var. Bilinmelidir ki Başkan bir kral değildir. Ülkeden ülkeye değişse de ABD modelinde bir istikrar hakimdir. Kongre'ye oldukça pay düşmesi, Başkan'ın sadece son sözü söyleme yetkileri göz önünde bulundurulursa oldukça demokratik bir yönetimdir. Eksileri ve artıları her yönetimin de vardır. Lakin ülkemizi de işin içine katarsak mevcut yarı-başkanlık sisteminin Başkanlık sisteminden az kalır yanı yoktur. Hiçbir kalıba sığmayan farklı bir modele sahip olduğumuz içindir ki, bir orta yol bulmakta fayda vardır. Ya bir parlementer sisteme dönülmeli ya da Başkanlık sistemi alternatifler arasında görülmelidir. Bunlar da yeni anayasa ile düzenlenecektir. Yeni anayasa sadece 1982 Anayasası'nı devirmekle kalmamalı, sistemdeki karmaşayı da yok etmelidir. Yeni anayasa saf bir parlementer sistemi ya da Başkanlık sistemini aktif kılarsa, mevcut haldeki ortaya karışık yapılan sistem daha düzgün hal alacaktır. Hatırlarsınız ki Erdoğan 3-4 gün önce Türkiye'nin rejiminin değiştiğini ifade etmişti. Bu konuda haklıdır çünkü parlementer sistem yarı parlementer sisteme geçmiştir (10 Ağustos 2014 ten beri) ve anayasanın 104. maddesi başta olmak üzere birçok kısmı, yarı-başkanlık sistemine uymamaktadır. Bu nedenle yeni bir anayasa şarttır. Bu anayasa ile tercih ya başkanlıktan ya da parlementer yönetimden yana olmalıdır ve eğer parlementer sisteme dönüş kararı alınırsa 1982'de yapılan hatalar göz önünde bulundurularak Cumhurbaşkanına verilen aşırı yetkiler düzenlenmelidir.

Benim fikrim bunlar ışığında elbette ki şekillendi. 2007 düzenlemesi, 1990 ların sonlarındaki partilerin ve liderlerinin yarı-başkanlığa geçme fikirleri göz önünde bulundurulursa, 2014'de 12. Cumhurbaşkanı'nın da halk tarafından seçilmesi ve demokratik bir adım olarak görülmesi de işin içine katılırsa, saf bir parlementer sisteme dönüş oldukça zor olacaktır. Ki başımızdaki reis-i cumhur da aktif siyasi nüfuzu ile bu yetkilerini kaybetmek istemeyecektir. Görünen o ki şuanki düzende Başkanlık sistemi pek de kötü bir alternatif değildir. Bu konuda siyasi parti liderlerinin çıkıp başkanlığı krallığa benzetmesi de göz boyamaktan başka birşey değildir. Ben belki Erdoğan'ın başkanlığına olumlu yaklaştığımı söyleyemem ama ülkenin genel yönetim biçimi açısından bu karmaşık sistemden saf ve kendini bilen bir yönetime geçilmesi olumlu olacaktır.

Seçimlerden sonra hükümet kurulur kurulmaz yapılması planlanan yeni anayasayı bu sebeple merakla bekliyorum. Yeni anayasanın getireceği yeni yönetim modelini iyice anladıktan sonra da referanduma ona göre gideceğim. Başkanlık sistemine de bu bağlamda hayır diyemeyeceğimi de belirtmemde sakınca görmüyorum. Bu bir siyasi parti yarışı değil demokrasi olgusuna dair fikirdir. En başta dediğim gibi Başkanlık sistemine evet diyenlerle hayır diyenlerin aslında hiçbirşey bilmeden parti liderlerinin yönlendirmesiyle 'koyun' misali hareket ettiğini de hatırlarsak, ben bir parti sözcüsü ya da yandaşı olarak değil karşılaştırmalı şekilde bu sonuca vardım.

Fikirlerim tamamen bana aittir bu nedenle de eleştirilere açığım.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi...

daha doğduğunda ali sami yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…

bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi, ali sami yen dedi…

sami yen dedi… yen dedi…

yen dedi yendin…yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…

önce ümitsizliğimizi yendin…

“galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…

yendin işte…

takarken altı kez krallık tacını, gururu taç yaptın başlarımıza,

ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…yendin…

tıpkı, “sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,

renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…yendin bir kere daha…

çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.

kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,

yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. . yendin…

milan’ı, manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…

barselona’yı, real madrid’i devirdin,yendin…yendin…

açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını avrupa’ya…

sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.

ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…

duyuldu adın cezayir’den çin’e, kenya’dan arjantin’e,

kimsesizliğimizi yendin bir anda…yen dedi yendin…

yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer , yendin…

çünkü… sen… ali sami yen’din…

şimdi, gidiyoruz işte…çığlıklarımızı, hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,

kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,

adını yazmak için yepyeni zaferlere…

19 Mayıs 2015 Salı

Bir daha adından bahsetmem

Demişlerdi hep,o yollardan geçtim
Neden dinlemez bir insan tecrübeli şahitleri (neden)
E tabi kendi kazdığı kuyuya kendi düşmeli
Tamam da,Yaparken o böyle düşlemedi
Hiçbir iyilik cezasız kalmıyor 
Ve dostun vefasız olursa iştahın kabarmıyor hayatta
Hiçbir doğru yanlışlarını götürmüyor
İsyan etme şükret,gören seni çok iyi görüyor

Yas tutabilirim buna hakkım var
Yeniden geri dönebilirim
Hiç kötü olmadı niyetim(kaybettim)
Af dilerim,affederim
Tepkin ağır hiç görmediğim
Hatalarım var bilmediğin  (bilmediğin)

Sonsuza dek sürmez bilirim
Ben imkansızın peşindeyim
Bak sonunda öğrendin (sonunda öğrendin)
Geceleri ıssız ve karanlık
Kalp kırık olsa da aydınlık
Sen görmezden geldin

Ne olur ben seni kastetsem
Sen benim canıma kastetmişken
Bir daha adından bahsetmem (asla)
Asla,adını duydukça
işgal altındaki kalpte devriliyor bir bina
Sana olan inancım bitkisel hayatta
Umut meyvelerini kolaysa kendi ellerinle topla

Yıkamam tabuları birden
Sen bana yol göstersen
Bir daha senden vazgeçmem (asla)

Sorsan içimde yanan bir ateş
Beni kandıracak yok bir heves
Kime göre doğacak bu güneş (kime göre neye göre)
Sana yakınım diye suçluyum hep
Uzak olayım vicdan rahat et
Yüz bulamam üzgünüm affet (üzgünüm affet)

Sonsuza dek sürmez bilirim
Ben imkansızın peşindeyim
Bak sonunda öğrendin (sonunda öğrendin)
Geceleri ıssız ve karanlık
Kalp kırık olsa da aydınlık
Sen görmezden geldin

Ne olur ben seni kastetsem
Sen benim canıma kastetmişken
Bir daha adından bahsetmem.

1 Mayıs 2015 Cuma

Hüsrana komşuyum

Terslikler bırakmıyor yakamızı.

Biz doğruya iyiye yöneldikçe daha da terslik gelip bizi buluyor. Biz günahtan kaçtıkça, günah bizi çağırıyor. Görükle'de okuyan belki de güzellikte ilk 3 e girebilecek kadar hoş bir kız çıkıp ben gibi bir şekle neden 'ulan neden yakışıklı erkekler hep böyle aşka inanmayan ve uzak insanlar oluyor neden diğerleri gibi sen de bunu bana yapıyorsun' diyor. Lan ne yakışıklısı ya. Bu lafların zamanlaması neden bu kadar manidar amk ya...

Hadi bu imtihanı geçtik diyelim. Ulan üniversite sona gelmişiz, mezun olucaz mezun. Herkes Ayvalık Erdek Altınoluk falan yapar demi. Biz 3 sene evimize sıkışmış insanlar olarak son sene gezer tozarız diyorduk ama tez ve 3 farklı dersin ödevinin 1 haftaya sığdırılması nedir ya. Ulan delirecem ya.. Saçlarıma ak düştü ak ! Hem de troll olan ak !

Tam diyorsun tez bitti bari 2-3 günlüğüne Bursa'ya gideyim, 54 saatlik uykusuzluk ve yorgunluktan sonra otobüste uyuyorsun uyanıyorsun Bursa terminaline adım atıyorsun, boğazında bir sızı hissediyorsun. Eve gidip yemek yiyorsun ve burnun akmaya başlıyor. Lan ben 11 gündür griptim kimse grip değilken. Daha dün sabah bitmişti dün ! Ben neden her Bursa'ya geldiğimde hasta oluyorum amk !

Terminale iniyorsun elinde valizle yürürken, birbirine sarılan bir çift görüyorsun. Çocuk 170 boylarında sakalsız üstünde bir yağmurluk, kız 168 170 boylarında uzun düz saçlı kahküllü. Tam telefonun çalıyor annenle orda konuşurken gözün hala onlarda. Son kez sarılıyorlar ve çocuk kızı öpüyor kız otobüse gidiyor. Sen telefonla konuşurken bunlara şahit oluyorsun. Ulan ananı sikeyim diyorsun ben bu sahneyi neden 2. kez yaşıyorum diyorsun.

Eve geldiğinde komşunun bir oğlu olduğunu öğreniyorsun. Yılmaz abi hayırlı olsun ne koydunuz adını diyorsun. Al işte... Geçmişe gömdüğümüz bir şahsın ismi. Ünisex kullanılan bir isim ki, duyunca biraz canın sıkılıyor. Hay amk diyorsun eve giriyorsun, kız kardeşin geliyor diyor ki 'abi bişey sorcam sen bi ara bana birinden bahsetmiştin hani x abla. O ne oldu ?' diyor. Lan sırayla mı geliyorsunuz amk. Öldü galiba ne bileyim diyorsun tv yi açıyorsun haberleri izlerken, İzmit'te o isimde bir kişinin trafik kazasında öldüğü haberini duyuyorsun. Tam böyle çıldırırken Facebook'a giriyorsun. Bir arkadaş mesaj atmış. Lan Uludağ da dolaşırken senin bir entry ne denk geldim tarih 16.05.2012. O denli seviyor musun lan o kızı diyor. girip entry yi buluyorsun al işte. Ananı avradını sikeyim ya.. Lan bu kadar rastlantı nedir amk nedir ya. yok abi yok öldü o kız canlı görürsem yine öldürürüm diyorum.

Sabah uyanıyorsun 1 Mayıs bak günlerden. Koşa koşa lavaboya. Su kusmak nedir. Acil hastaneye tabi. Amipli dizanteri nedir amk ya amipli dizanteri nedir ? Pazartesi gelsin test yapalım ihmale gelmez diyorlar eve gelip internete bakıyorsun, bir ayda 2. kez kolon kanseri muhabbeti.. Lan olmucam amk olmucam ya..

Lan hiç mi gülmeyecek bizim yüzümüz amk hiç mi ?

Hani bu gece arıza bizzat bizdik ? Seni görmek istemiyorum ama gözlerinde kalan hakkımı almak için görmem gerekiyordu hani ? Oturup 1.5 saat Nurettin Reçber'in Söyle Sunam şarkısını neden 2:40 da kesiyorum lan diye düşünüyorum. Çözüme kavuştum tabi. O şarkının orda bitmesi gerek çünkü benden yar falan olmaz ona merhem süremem yarasına. 1 yıl 6 ay geçiyor ben onu hala çok seviyor ama artık eski ben yok oluyordum. Yalan söylüyorsun Marshall. Gerçeği şöyle olacak o sözlerin, 1 yıl 6 ay geçiyor ve ben ben olmuyorum artık. Sevgi mi ? Siktim öldü. Sikimiz amcıkta aklımız cennetteyken, yolumuz bok yolu hayatımız kanalizasyon çukuruyken gülsek ne gülmesek ne. Gülsek de gribin oluşturduğu o müthiş borozan sesimizi duyunca ayıp olmasın diye duruyoruz. Hayat herkese 3 korner karşılığında 1 penaltı verirken biz attığımız 3 golden sonra neden 4 penaltı yedik neden bizim her maçımız şikeli. Küme düşmek kaderimiz mi ?

Lost In The Echo dinlerken neden birilerini özleme gereği duyuyoruz ? Star Wars temalı t-shirt giydiğimizde neden geçmiş geliyor aklımıza ? Heykel'de yürürken yanından geçen 2 kişi arasındaki muhabbet sırasında Çark Caddesi kelimesine takılı kalıp sinirlenmek hangi mantığa uygun ? Sözlüğe girdiğimde gördüğüm 'Gülerken gözleri kısılan insanlar nasıl görüyor sorunsalı' bile bazen birilerini hatırlatıp üzebiliyor lan beni. Hem de gözleri kısılmayan biri bu kişi. Benim zihin dünyam neden birilerini bana hatırlatmaya meraklı ? Neden o sokağın başına her geldiğimde içimden Oğuzhan Koç'un Her aşk bir gün biter şarkısını mırıldanıyorum.

Yazın ameliyat masasına yatacağız ya hani, neden herşeye ağlayan annemiz ölümden korkuyor da bunu bize yansıtıyor ? Ben mesela neden bu kısacık yazıyı 45 dakikadır yazıyorum ve girerken hissetiklerim ile şuanki hislerim farklı ? Şuan ölüm korkusunu hissetmek için hiç uygun bir zaman değil. Gül üzülürken ağladık güzü üzenin aklını aldık, gül gülerken biz yine ağladık gülün aşkına kapılıp yavaşladık. Bugün bir karar verdim, en kısa zamanda ilik bankasına gidip form dolduracağım birilerine faydam olur belki diye. En azından arkamızdan birileri dua etsin. Organ bağışına da karar verdim. O daha ihtimalli tabi. İnşallah birilerine hayat veririz, bunu düşünmek bile bak mutlu etti 1 saniyeliğine. Ameliyat yaklaşırken kötü birşey hissedersem noter tasdikli vasiyet bile yazabilirim. İlk maddem şu, iPod'umu Elekçi'ye vermeyin annem kullansın, bilgisayarımı Elekçi'ye verin, he bi de mezarımda Türk bayrağı ile Galatasaray arması olsun. He unutmadan, ölü bedenime Haggard dan Per Aspera Ad Astra'yı dinletin hahahahahahahahah.

İnsanlar gelecek adına hayaller kurarken ben bu gece de, geçmişte yaşadığım ve artık hayallerde gerçekleşebilecek güzel anları düşünüp uyuyayım en iyisi. Kardeşim dediğin insanlar da olmasa şu 3 milyonluk şehirde ailenle baş başa kalacak kadar yalnızsın ya hani o çok zor his. Bizim için endişelenen, üstümüz açık yattığımız için kızan insanlar yokken, yüzümüz gülmez tabi. Ömrümün kalan yıllarını ya da aylarını (yarına çıkacağım bile muamma iken), beni düşündüğü için beni azarlayıp tokat atabilecek insanların yanında geçirmek dileğiyle ve duasıyla bu geceye son noktayı koyuyorum. Ve ne olur ne olmaz belki okursunuz diyerekten şuraya bir not ekliyorum.

Gerçekten de hiçbirinizi sevmiyorum, çünkü hayatınızda bir vazodan farkım yok. Hem de pazardan alınmış 25 TL'lik vazo. Vazo olmuşken 1 trilyonluk olalım derdik ama o da çok gelir gözünüzde bana. Siz 25 TL lik vazoyu ne kadar önemsiyorsunuz ki ? Sevginin karşılıklı olduğunu bana siz öğrettiniz. Ama yine de ekliyorum. Sizi sevmiyorum. Ve ne olur ne olmaz. Hakkımı da helal ediyorum, sizden de pasa pas vermenizi bekliyorum.

Maksat pas yüzdesini arttırmak zaten.

21 Nisan 2015 Salı

HDP'nin seçim safsatası

Beyanname dedikleri şey tamamen safsatadır. vesayeti yıkmak icin es başkanlık gelecek diyor. es başkanlık yerine yürütmenin iki başlı olması zaten vesayete karsi bir engel. siz aptalsiniz. 

her mahalleye ana dilde eğitim diyor, say'ın demirtas şunu atlıyor. eğitimi kürtçe alan coçuklar üniversite'de erasmus öğrencileri gibi okur yalnız bu ülkede. bu yaptığınız da anayasanın 3. maddesine aykırı. hani değiştirilmesi teklif dahi edilemez denen ana dilin türkçe olması var ya o iste. 

diyanet isleri kalkacak diyor, bu aptalliktir. laik yönetimde diyanet islerini kaldırmak yerine tum dinleri bir arada toplayan birşey kurulmalı. devlet laikliğin ve sosyal devletin gereği olarak dinlere uzak degil dinlere hizmet eden ve bu konuda eşit davranan olmalıdır. diyaneti kaldırıp cem evlerine yeteri kadar destek vermeniz diyanet'in mezhep değiştirip varlığına devam etmesi demektir. 

asgari ücret iki katına çıkacak diyor. bu da demek oluyor ki bizde para çok ! say'ın demirtas kılıçdaroğlu ile yarışmaya çalışacağına davutoğlu ile yarışsın. bekara kadın boşamak kolay derler 1800 tl emekliye ve asgari ücrete vermek biraz got ister. 

100 yıl once milletimize işlenmiş olan ermenilerin yaptığı soykırımı, 100 yıldır kendi lehine çevirmek icin her yolu deneyen o aşağılık halka karsi sen, iktidar olunca özür dileyip kabul edeceğim dersen, turk tarih kurumuna bakmadan bunu yaparsan, senin yaptığına düpedüz çok taraflı hainlik derim ben. 

lgbt ye bu kadar öncelik veriyorsanız neden lgbt ada'yı 6. sıradan vekil gösterdiniz ? yoksa siz halkların eşitliği ayağına göz boyamaya devam mi ?

he bu arada cozum süreci, imralı'daki orospu cocuğunun serbest bırakılması özerk yönetimler ve federal-konfederal yapı maddeleriniz nerede. yoksa tıpkı cumhurbaşkanlığı seciminde olduğu gibi once kürt şirini oynayıp sonra eski halinize geri mi döneceksiniz. sen 5 yıldır özerklik kürt bağımsızlığı diye yırtınıyorsun soyle nerede bu maddeler ?! yoksa matbaaya giderken düştü mu ?!eger bunlar yoksa 5 yıldır kürt halkını kandıran ve onların hicbir zaman savunucusu olamamış aşağılık bir partisinin eger bu maddeleri bugun söylemiyorsaniz, eşitlik özgürlük anti akp ayağına kandirdiginiz o salak solcu tayfanın desteğini kaybetmekten mj korkuyorsunuz ! 

açıkla say'ın demirtas açıkla. ütopyanı bizimle paylaş. özellikle özerklik olayı hani nerede onu soyle !

19 Nisan 2015 Pazar

Aklımı kaybetsem bile kahramanın olarak kalmak istiyorum

Eminem'in Rihanna ile yaptığı Love The Way You Lie düeti Eminem'in yani erkeğin gözündendi. Fakat bu şarkı yani Part 2 ise kadının gözünden olayı anlatıyor. Ve özellikle Rihanna'nın ilk kısımları dehşet anlamlı. Ve Eminem'in bölümleri ise müthiş derecede adanmışlıkla dolu. Şarkının linki en altta. Çevirisi ise şu şekilde.

[Rihanna]
Hikayemizin ilk sayfasında
Geleceğimiz çok parlak görünüyordu
Sonra bu parlaklık kötü bir ışığa dönüştü
Neden bilmiyorum ama hala şaşkınım
Meleklerin bile kötü planları var
Ve sen yeni riskler alabiliyorsun
Ama yine de sen her zaman benim kahramanım olacaksın
Aklını kaybetsen bile

[Nakarat]
Sadece orada dur ve yanışımı izle
Ama bu sorun değil çünkü acıtışını seviyorum
Sadece orada dur ve ağlayışlarımı duy
Ama bu sorun değil çünkü yalan söyleyişini seviyorum
Yalan söyleyişini seviyorum
Ohhh, y
alan söyleyişini seviyorum

[Rihanna]
Şimdi seslerimizde hayrete düşmüşlük var
Camlar kavgamız yüzünden kırıldı
Bu halat çekme yarışında hep sen kazanırsın
Haklı olduğumda bile 
Beni elindeki masallarla besliyorsun
Şiddet içeren kelimeler ve boş tehditlerle
Ve bu iğrenç savaşlar
Ne diye memnuniyet hissi veriyor ki bana

[Nakarat]
Sadece orada dur ve yanışımı izle
Ama bu sorun değil çünkü acıtışını seviyorum
Sadece orada dur ve ağlayışlarımı duy
Ama bu sorun değil çünkü yalan söyleyişini seviyorum
Yalan söyleyişini seviyorum
Ohhh, y
alan söyleyişini seviyorum

[Rihanna]
Belki de ben mazoşistin tekiyim
Kaçmaya çalıştım ama hiç terketmek istemedim seni
Duvarlar yükselene kadar
Dumanların içinde bütün anılarımız

[Eminem]
Bu sabah, uyandın, güneş ışığı tam yüzüne vuruyor
Yıkımdan uyanırmışcasına sevişiriken bozulan makyajın
Sessiz ol bebeğim, kısık sesle konuş, bana çok üzgün olduğunu söyle
Beni dün gece kahve masasına ittiğin için bende seni bunu sebep gösterip kendimden uzaklaştırabileceğim
Dene ve dokun bana bu yüzden sana bana dokunma diye bağırabileyim
Odadan dışarıya çık ve seni kayıp bir köpek yavrusu gibi takip edeyim
Bebeğim, sensiz, ben bir hiçim, kimsesizim, sarıl bana
Sonra bana çirkin olduğumu ama beni hep seveceğini söyle
Ondan sonra hırpala beni, sonu kötü biten
Hasar görmüş yolda yürürken, iki psikopatız, ama biz
Kaç kere arkamızdan birbirimizi bıçakladığımızın bir öneminin olmadığını biliyoruz
Birbirimizin arkasını kollayacağız, çünkü biz şanslıyız
Beraber, dağlara çıkarız, hadi ama pireyi deve yapmayalım
Evet, bana iki kere vurdun, ama kimin umurunda?
Sana üç kere vurmam gerekebilir, saymayı unutmaya başladım
Ama beraber, sonsuza kadar yaşayabiliriz, gençlik pınarını bulduk
Bizim aşkımız çılgın, bizler deliyiz, ama danışmanlığı reddettim 
Bak bu ev koskocaman, eğer taşınmak istersen
Yerden iki bin feetkare yakmaya başlayacağım, bunun için bir bok yapamazsın
Çünkü seninle zaten aklım yerinde değil, ama sensizde bitiyorum ben

[Nakarat]
Sadece orada dur ve yanışımı izle
Ama bu sorun değil çünkü acıtışını seviyorum
Sadece orada dur ve ağlayışlarımı duy
Ama bu sorun değil çünkü yalan söyleyişini seviyorum
Yalan söyleyişini seviyorum
Ohhh, y
alan söyleyişini seviyorum
Yalan söyleyişini seviyorum

https://www.youtube.com/watch?v=2B50RUXbs-8

Seçimlere giderken !

Yazdığım size ne kadar tesir eder ne kadar etkiler bilemem. Ama umarım bir yere varır.

22 yaşında Siyaset Bilimi öğrencisiyim. Bugüne kadar 3 veya 4 seçimde oy kullandım. hiçbirinde oturup tv karşısında stresle beklemedim ya da sonuçları öyle deli deli analiz etmedim. Üstünkörü sayılara baktım. Ama bu sefer başka.

Size birşey söylemek istiyorum. AKP'nin tek başına iktidar olamaması, 2-3 bakanlığı da olsa başka partilerle paylaşması için HDP'nin barajı geçmesinden yana olan bir tayfa var. Üzülüyorum bu duruma. Sebebini açıklayayım.

Bakın ben bir şehit yakınıyım. Sizin için milliyetçilik ırk üzerineyken benimkisi, bu gerçek üzerine inşa oldu. Bu ülkede ve dünyada her türlü siyasi fikre saygı duymaya her türlü inanca saygı duymaya o kadar gayret ettim ki. Komünist olmadığım halde şuan Das Kapital'i okuyorum. Müslüman olduğum halde pc ye İncil indirdim içeriğini okumak için. Bunları samimi olarak söylüyorum ki saygı benim temel prensibim konumunda. Amma velakin kabullenemediğim bazı noktalar var.

Gerek ulusalcı kesimin, gerek aşırı sağın, gerek muhafazakar kesimin ve gerekse aşırı AKP'lilerin bile kabullenemediği bir nokta var. Ne diyor Sözcü gazetesi, Kanal D Star Milliyet gazetesi. Akp yüzünden teröristler meclise girdi. Suçlusu Akp diyorlar ve bir de açılım ve de çözüm süreci zırvası var diyorlar. Ben size bu düşüncenin yanlış olduğunu, pkk nın meclise daha önce de girdiğini, bunu engellemek için siyasi yasaklar konması gerektiğini açıp sabaha kadar anlatırım. Ancak bu önemli değil. Önemli olan, bugün pkk nın mecliste temsil edilmesine, öcalanın mecliste adamlarının olmasına eğer bir gram içiniz cız etmiyorsa kalkıp bana bu ülke için benim x düşüncem en iyiyi hedefliyor demeyin. Komünist marksist leninist olmanız da yetmez. Sizin her ideolojiniz bu ülkeyi en iyiye götürmede bir aracıyken pkk nın tek hedefi vardı tek. Siz pkk yı dolayısıyla hdp yi ülkenin refahı için çalışacak mı sanıyorsunuz ? Yıllarca kafa ütüleyen, pkk mecliste diye zırlayan tayfanın bugün çıkıp 'Akp tek başına iktidar olamasın diye HDP'ye oy veriyorum' demesi nedir bilir misiniz. Şerefsizliktir. Haysiyetsizlik iki yüzlülük ve de alenen hainliktir. Pkk ya kürt halkının silahlı gücü, hdp ye kürt halkının siyasi temsilcisi, öcalana imralı, kandile dağ kadrosu, teröriste gerilla diye diye iyi birşeymiş gibi anlatan şerefsizlere inat, Kürt halkı asla terörist değildir asla bir partinin savunacağı kadar küçük değildir ve yek bir fikri yoktur. pkk terör örgütüdür öcalan o. çocuğudur bu gerçeği süslü kelimelerle kimse değiştirmeez !

AKP'den ne kadar bıkarsan bık. İstersen nefret et umrumda değil. Fakat siz HDP'nin AKP'den daha faydalı olacağına mı inanıyorsunuz. Sırrı Süreyya değil miydi Sayın Öcalan 2 sene sonra bu meydanda sizi selamlayacak diyen. Demirtaş değil miydi biz özerklik için elimizden geleni yapacağız diyen, hatta tereddütsüz sözde Ermeni soykırımını tanıyan, yine bu partinin şuanki bazı vekilleri değil miydi polise tokat atan, eylemlerde maske takan, Kobane eylemlerinde hdp binalarından teröristlere silah dağıtan ? bunlar değil miydi sizin o çok karşı çıktığınız çözüm süreci ayağına pkk ile masaya oturmada asıl muhattap tayfa. Yahu bunlar değil mi dağlarda fotoğrafları olan, bunlar değil mi eşleri dağlarda terörist olan ? Hdp li vekil değil miydi oğlu terörist mağarasında öldürülen. pkk nın ne tür birşey olduğunu ve verdiği zararları anlatmama gerek yok. Ve siz çıkıp utanmadan sıkılmadan HDP ile pkk aynı değil diyorsanız bu sizin iki yüzlülüğünüzdür. Bu sizin gerçekleri görmekten kaçan kör olmanızdır. Bu tavrınız sizin herşeyi bir anda unutacak kadar timsah gözyaşları dökmenizdir. Ve sırf AKP karşıtlığı nedeniyle hdp yi pkk dan ayırma çabanız ve oy verebileceğinize inanmanız sizin ikiyüzlü bir hain olmanız demektir.

Size tek tek adayların geçmişini dökemem. Ama terörist onun bunun çocuğu öcalanın yeğenini aday gösteren, meydanlarda bas bas bağıran özgürlük eşitlik özerklik diyen, bu ülkenin zararına ne varsa kabul eden bu konuda sözde ermeni soykırımını bile gözü kapalı tanıyanlara, bu ülkeye hiçbir faydası olmayan ve 1980 lerden beri sadece zarar veren, hatta en büyük problemimiz olan bir terör örgütünün siyasi kanadına siz nasıl oy verirsiniz. Hangi vicdanla öcalanın gölgesini mecliste görmeyi kabullenebilirsiniz.

Ve size son birşey. Üniversite okuyan, dini inancı, ideolojisi her ne olursa olsun, Akpli ya da Akp karşıtı olması bile umrumda olmayan biri olduğunuzu varsayıyorum. Siz, bu kadar gerçeğe bu kadar habere duyulanlara görülenlere rağmen, sırf bir partiye karşıtlığınızdan dolayı, 50 binden fazla insanın katiline, adı geçmişten beri dehap hadep dtp bdp kck pkk pejak pyd gibi değişen ve bir siyasi kanat olarak şuan Türkiye'de HDP adıyla tavır takınan ellerinde senin benim abimizin askerimizin masumlarımızın çocuklarımızın doğmamışlarımızın kanı olanlara nasıl oy vereceksiniz nasıl ! NA-SIL ! Siz, hamile eşine meyve almak için manava gittiğinde arkasından vurulan askerleri, iftar yaparken baskına uğrayan 36 şehidi, Yıldız Hemşire'nin gözleri önünde öldürülen eşi ve babasını bilen insanlarsınız. Siz her tv yi açtığında şehit haberini duyunca en azından 1 günlüğüne facebook profil fotoğrafını Türk bayrağı yapan insanlarsınız. Siz, o hamile eşin, Yıldız Hemişrenin, binlerce şehit annesinin babasının çocuğunun yüzüne nasıl bakacaksınız ? O insanların acılarını bilmeden, bunca şey karşısında değil ceza almak bir de üstüne başarılı sayılmalarını kabullenemeyen yüzbinlerce şehit gazi ve yakınlarının suratına nasıl bakabilirsiniz. Allah aşkına nasıl verdiğiniz oy karşısında ilahi adalet arenasında helallik isteyebileceksiniz. Ben söylüyorum, eğer Turgut abim yaşasaydı da bunu söylerdim, ama o şehadet şerbeti içtiği için en azından daha bilinçliyim. Bu nedenle de haber sitelerine, ordan burdan duyduklarına, birilerinin kandırmalarına inanmayın. Siz, izmlerin kölesi olmadan kendi içinizde istişare yaparak hangisinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu bulun. 1 den fazla doğru seçenek çıkabilir 1 den fazla yanlış seçenek de çıkabilir, ama siz siz olun, sizin gibi bu ülkenin faydasını düşünmeyenleri doğru görmeyin. Her ne kadar ırkınız ve fikirleriniz gereği öyle düşünseniz de.

Siz, bu seçimde en azından Akp karşıtısınız onu anladık. Ama Akp karşıtı olmanız size hiçbir zaman, pkk nın siyasi kolu ve ayrılıkçı partiye oy vermenizi haklı çıkartmaz. Gidin 40 partiden birine oy verin gidin diğer etkin 2 partiye verin. Ama siz eğer ülkeniz ve halkı için yerdeki bir taşı alıp yol kenarına koyabilecek kadar dahi seviyorsanız, sizin yapmanız gereken bu ülkeyi sevmeyen bu ülkeyi bölmek için, zarar vermek için olmayan soykırımı gözü kapalı tanıyanlara oy veremezsiniz.

Siz, bu ülke için bu millet için en iyiyi amaçlayanlardan iseniz eğer, size tek bir sözüm var.





KİME OY VERDİĞİNİZ ÖNEMLİ DEĞİL ! KİME OY VERMEDİĞİNİZ ÖNEMLİ. HDP !


Dipnot: Hdp barajı geçemezse ya da geçerse ne olacağına dair çok güzel bir yazı. Alın okuyun ve biraz olsun aydınlanın. Sizler 18 yaşına gelmiş temel eğitimi almış, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilen ve biraz olsun milletini seven insanlarsınız. Allah aşkına kime oy verdiğinizi bilin. Ve medyanın kandırmalarına gelmeyin. Hdp barajın altında kalırsa ülke kaosa sürüklenirmiş. Sanki Hdp bugün kuruldu, şuan mecliste ve kaos falan yok. 2005 de de yoktu ve o dönemde de kaos yoktu. Siz siz olun bilinçli olun. Cahil olmayın. Çünkü bir tane Türkiye var.

http://www.odatv.com/n.php?n=akp-iktidar-olmasin-diye-hdpye-oy-verecegim-diyenler-bu-yaziyi-okusun-1904151200

Türk kızının şizofrenlik olgusu

iyi geceler sevgili arkadaşlar. bu yazımızda türkiye’de yaşayan ve türk kızı olarak lanse ettiğimiz kızların yaşadığı pskolojik problemleri konu edineceğiz.
bildiğiniz gibi türk kızı kavramı eşsiz benzersiz ve türünün tek örneğidir. üzerinde deneyler yapılan makaleler yazılan kuantum fizikçilerinin ve din adamlarının yoğun tartışmalarına konu olan bir canlıdan söz ediyoruz. insanoğlunun yaradılış teorisine göre hz. adem’den bu yana gördüğü en farklı tür ve evrimcilerin fikirlerine kanıt olarak gösterdiği türk kızından bahsediyoruz. konu ciddi ve olaylar karışık. bu konuda yazılacak çizilecek çok şey var. oysa biz türk kızlarının psikolojisinin ufak bir kesitini incelemeye çalışacağız. bu bile saatler alabilecek cinste oysa ki.
takdir edersiniz ki birer türk erkeği olarak sizin de akademik çalışmalarınız vardır ama ben kendi fikirlerimi açıklamak istiyorum önce. birleşik devletler ulusal kadın forumu 2014 konferansında konuşmasını yaptığım, aynı zamanda yüksek lisans tezimin bir parçası olan bu konu hakkında elbette akademik çalışmalarım var benim de. konumuza girelim.
türk kızı türündeki canlının henüz sebebi ve kaynağı belli olmayan bazı farkları vardır. bunun türkiye’deki abazan potansiyeli mahalle baskısı gibi etkenlerle kızlardaki mutasyonla ortaya çıktığını düşünmekte bilimadamları. şuan evrenin varoluş sırrından daha büyük bir sır varsa o da türk kızlarının beyninin çalışma prensibidir.
tabi bir dizi deneyler yapıldı. 2009-2012 yılları arasında yaşları 11-17 arasında değişen 17000 türk kızı bu deneye tabi oldu. sonuçlar ise ilginç. deneklerin 11-13 yaş grubunun büyük kısmının sevgilisi var. sevgilisi olanların da olmayanların da hayali o çocukla birlikte üniversiteye gidip ileride evlenmek. 15-17 yaş grubunun ise bluğ çağının da etkisiyle fazla duygusal düşündüğü ve sevgililerinin hep onları aldatma potansiyeli olan canavarlar gibi görüldüğü sonucuna varılmıştır. fakat deneklerin hepsinin ortak düşüncesi var. istisnasız hepsi, bir gün romantik kaslı ve onları çok seven erkeklerle evlenmek istiyor.
öncelikle bu evlilik fikri üzerine durdu psikologlar ve fizikçiler. fakat en ufak bir sonuç çıkmadı. 3 semavi dinin ve özellikle müslümanların ileri gelen din bilim adamları da konuyu inceledi. lakin konu allah’ın bir lütfu değildi. hatta bilim dünyasında 3 semavi dindeki tanrı olgusunun bu konuyu atlayacak kadar saf olduğu konuşulmaya başlanmış ve islamın bugu diye konuşulmaya başlanmıştı bu konu. bilim dünyası bu sefer tanrının varlığını sorgulamaya başladı ve türk kızlarının bu evlilik merakının, tanrının kontrolünde olmadığını, dinlerin bir bugu olduğunu konuşmaya başladı. türk kızları bu sefer de bilimi birbirine düşürdü. dünya farklı bir kaosun içindeydi artık.
ama bir takım ne yaptığını bilen ve konudan sapmayan bilim adamları kızları incelemeye devam etti. bu sefer hayali karakter oluşturma olgusuna rastlandı. türkiye’de yapılan deneylerde kızların hayali bir karakter üretip ona aşık olduğu ve bu hayali karakterle yıllar geçirdiği ortaya çıkmıştır. hatta konuyla ilgili 2012 yılında orkid in ankara’da sunduğu türk kadınının gücü adlı panelde konuşmacılardan bir hanımefendi ‘türk kadını mükemmel erkeği yaratma gücüne sahiptir, karşısındaki keresteden bir özdemir asaf bir johnny depp ya da bir edward cullen yaratabilir. yeter ki istediği erkeği bilsin, o ona göre bir şekil verecektir o keresteye. eğer şekil verecek kereste yoksa, türk kadını o mükemmel erkeği hayallerinde yaratır ve o erkeği kendine bağlamayı başarır’ demiştir.
konuyu araştıran bilimadamları türk kızının türlü senaryolara göre hayali karakter yarattığını ortaya çıkarttı. reddedilen, kendi isteğiyle ayrılan, aldatan, aldatılan, platonik aşk yaşayan ve bilimum senaryoyu yaşayan kızların bir hayali kişiyi var ettiği kanıtlandı. buna göre türk kızı, aklında ürettiği bu hayali karakterle bu haftasonu çok güzel bir film izleyip film çıkışında yağmurda yürümüş, o gece sms le kavga etmiştir ve üzgündür. bu gibi sayısız aktivite yapılmaktadır hayali karakterle. burada dikkat edilmesi gereken temel nokta ise, türk kızının bu hayali karakterden sürekli yakın arkadaşlarına ya da hoşlandığı erkeğe bahsetmesi, veyahut sosyal ağlarda bunu ele güne karşı açıklamasıdır.
elbette ki bilimadamları bunun sebebini de buldu. beynin sol lobunda düşünce ve sinir algılarının aktif olarak çalıştığı bölgede keşfedilen hikotalamus hormon bezinden salgılanan ctr salgısının türk kızlarında hayali erkek yaratma isteği uyandırdığı ortaya çıktı.
çalışma grubu türk kızının beyninin bir kısmındaki sırlar dışında büyük bir kısmını çözmüştür. kıskandırma duygusunun karşısındakini sinirlendirme isteğinin yol açtığı tahmin edilen bir diğer konu ise elbette çoğu türk erkeğinin karşılaştığı araştırmacı journalist tip türk kızıdır. bildiğiniz gibi kızların büyük kısmı sevdiği hoşlandığı aldattığı aldatıldığı terkettiği ya da bir şekilde yolunun kesiştiği erkeği elde etmeyi çabalar. bunu da farklı yollarla denerler. ve konumuz, umursamıyor gibi davranan ama ilgili erkeğin dna sındaki en ufak değişiklikleri bile farkedecek araştırmalarda bulunan kızlar hakkında. bunu yapmaları aslında kadınlık içgüdüsünden gelmekte. ama türk kızını ayıran asıl temel nokta işte burada cereyan etmekte. türk kızı, hakkında 4 cilt bilgi edindiği ve deli gibi hoşlandığı erkeğin çıkma teklifini beklemeye alır reddeder ya da duymamazlıktan gelir. erkek ise büyük cesaretle yaptığı bu tekliften sonra pişmanlık duyar fakat türk kızı işte tam bu noktada erkeğin yüzsüzlük yapmasını, ya da beklemesini ister. ‘iyi hadi sen istiyorsun diye hatrını kırmamak için kabul ediyorum’ vari bir şekilde teklifi 10 gün sonra kabul ettikleri de görülmüştür. eğer erkek kızdan vazgeçmişse bu sefer erkeği içten içe beğenip yakın arkadaşlara ‘aptal kendi kaybetti’ gibi karalama ve hakkında bilgi toplama evresine geçilir. hoşlandığı erkeği elinden kaçırmayı beceren bu kızlarımızın bunu tam olarak neden yaptığı hala araştırma konusu.
ankara’da tubitak’ın altyapısını oluşturduğu ve türk amerikan alman bilim adamlarının katılımıyla kurulan insan ırkı enstitüsü hala bu ve benzer konular üzerine çalışmalara devam etmekte. 
not: son günlerde bu konuyu yakından takip eden bilim ve teknoloji dünyasının önde gelen dergilerinde türk kızının beyninde bir hormon bulunduğu ve bu hormonun şizofrenliğin kökeni olduğu iddia edilmekte.
işbu yazının yazıldığı tarihe kadar olan gelişmeler bunlardır. bu tespit üzerine yazılan geniş 4 makalem geçen ayki tubitak dergisinde yayınlandı ilgilenenler okuyabilir.
unutmayın. bir adım daha yaklaştık sizi anlamaya türk kızları. iyi geceler tekrardan.
Dipnot: yazı bana aittir.

17 Nisan 2015 Cuma

Eminem'in Aşkı

Durgun suratınla otururken, sanki ben burada olmuyorum
Ağladığımı göremiyor musun?
Bu kadar deli olabildiğini bilmiyordum
Rüyalar çok yanıltıcı olabilir
Kaşıntı gibisin sana ulaşamıyorum, iyileşmeyecek bir yara gibi
Yanık derinin kokusu
Bu kadar deli olabildiğini bilmiyordum
Ama bu doğru ve bunlar sana tüm söylemek istediklerimdi
Ağrı boynumda, dikenler yastığımda
Leke kılıcımda, kan ise bıçağımda
Onu hayal ediyorum tüm hayatım boyunca
Ama o hiç gerçek gelmeyecek bana, o benim sadece kabusumdu, ona uyandım
Kızın kafası karışık, oğlan ise isyankar, kız hastalıklı, oğlan ise başa çıkılması zor
İşin en kötü tarafı ise oğlanın umurunda bile değil hiçbir şey
Kız boğazına dolanan halat gibi karmakarışık
Her şeyin en kötü parçası ise kızın gerçekten hiç bir bok umurunda değil
(Hiç bir bok umurunda değil)
Bazen sadece ölmeni diliyorum
Çünkü korkuyorum beni terketmenden
Bu kadar deli olabildiğini bilmiyordum
Rüyalar çok yanıltıcı olabilir
(Nasıl bu noktaya gelindi?
Neden seni uykunda öldürmek benim hayalim?)
Benle aynı şeyi hissediyor musun bilmiyorum
Ne zaman sen iyi değilsin desem, ohh, gönlümde oluyorsun, bu şey
Ağrı boynumda, dikenler yastığımda
Leke kılıcımda, kan ise bıçağımda
Onu hayal ediyorum tüm hayatım boyunca
Ama o hiç gerçek gelmeyecek bana, o benim sadece kabusumdu, ona uyandım
Kızın kafası karışık, oğlan ise isyankar, kız hastalıklı, oğlan ise başa çıkılması zor
İşin en kötü tarafı ise oğlanın umurunda bile değil hiçbir şey
Kız boğazına dolanan halat gibi karmakarışık
Her şeyin en kötü parçası ise kızın gerçekten hiç bir bok umurunda değil
(Hiç bir bok umurunda değil)
Aşk masal değildir, aşk saplanmış bıçak gibidir
Kalbim bir taşın içinde, evlenmek mi istiyorsun? Peki
Romeo, Romeo, kokaini tüttür Antonio ile
Arka sokakta viskiyi yudumlarken ve yalnızca altınla
Juliet bulunuyor çıplakken barda, neler yapıyordur ona Tanrı biliyor sadece
Onlardan hiçbiri köpek ve midillinin şovunu izlemeye gelmedi
Ama sürtük sürtüktür ve de at da attır, yanlış mıyım?
Kusura bakma, babanın boyalı eski Porsche’sini almaya yetecek kadar param yok
Kusura bakma, Juliet bu senin içinde geçerli
Eğer dolar seni bağırtıyorsa, iyi o zaman kısa bir değişiklik yapacağım
Yalnız başıma uykudaymış ve bu meleği seviyormuşum gibi hissediyorum
Bu şey rüya ve koma arasında gibi bir şey
Yürüyorum uçurumun kenarında, sahibine doğru giden koyun gibi
Sonra bu siktiğimin orospusuyla uyanıyorum şeytani bir kişilikle
Şimdi eğer, “Birlikte yaşadığın birinden nefret ediyorsan,
Durumu kabullenip ondan ayrılmalısın.” derseniz bir süre sonra hata yaptığınızı ve birbirinizi ne kadar özlediğinizi anlayacaksınız
Ve sonra da direksiyonun her tarafında görebilirsiniz bulaşan kanı
Aşk atlı karıncadaki yamyam binicidir
Dolanıp dururuz etrafında, nerede duracağız, bebeğim bunu kimse bilemez
Bazı insanlar delirir ve kontrolünü kaybeder
Bazı insanlar intihar eder, bazı insanlar gitmesine izin vermez
Bazı insanlar sevdiğini söyler, bazı insanlar neden der
Bazı insanlar sevmez, onlar sadece cinsellik için kullanmak isterler
Yağmur asla durmayacak, asla da kurumayacak
Eğer kız acı evindeyse, aşk hemen dışında bekliyor olacaktır
Kızın kafası karışık, oğlan ise isyankar, kız hastalıklı, oğlan ise başa çıkılması zor
İşin en kötü tarafı ise oğlanın umurunda bile değil hiçbir şey
Kız boğazına dolanan halat gibi karmakarışık
Her şeyin en kötü parçası ise kızın gerçekten hiç bir bok umurunda değil
(Hiç bir bok umurunda değil)
Belki de ben bükülüp darmadağın olmuş birisiyim
Yani bu veda anlamına geliyor, şimdilik